İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi
Hasta Okulu
Bağımlılık kişinin kullandığı madde üstünde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Madde bağımlılığı, günümüzde hemen hemen bütün dünyayı saran ve etkisini gittikçe arttıran sosyal ve tıbbi bir problemdir. Toplumlar madde bağımlılığını geleneksel olarak ahlaki ve yasal bir problem olarak görmüşler ve bu problemi bağımlı olan (örneğin alkolik) kişinin kendi sorumluluğu ya da şanssızlığı olarak değerlendirmişlerdir. Ayrıca tıp çevrelerine de madde bağımlılığının etkin tedavisinin olmadığı şeklinde bir önyargı yerleşmiştir. Oysa artık günümüzde modern anlayışa sahip toplumlar bilimsel verilere dayanarak bağımlılığı, biyo-fizyolojik temelleri olan kronik tekrarlayıcı bir tıbbi hastalık olarak görmektedirler. Sadece bireyi değil bütün toplumu hem ekonomik hem de sosyal açıdan giderek daha fazla etkileyen bu probleme biyo-psiko-sosyal çözümler bulunması gerekiyor. Bu hizmetin geliştirilmesi ve sunulmasında da tıp mesleği, merkezi bir rol oynamalıdır. Birçok araştırma göstermiştir ki, madde bağımlılığının tedavisi en az şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi diğer kronik hastalıkların tedavileri kadar başarılıdır ve bu tedavi için yapılan harcama, madde kullanımının yol açtığı büyük ekonomik ve sosyal kayıpların yanında çok küçüktür.
BAĞIMLILIK YAPAN MADDELER
- Alkol
- Sigara
- Esrar (cannabis)
- Uçucu maddeler
- Nitrit inhalanlar (poppers)
- Eroin
- Morfin
- Ketamin
- Meskalin (kaktüs)
- Metamfetamin
- Steroidler
- Kokain
- Ecstasy
- Rohypnol (Roche)
- LSD
- GHB
- Ice (Amfetaminin saf bir biçimidir)
- Crack
- Fensiklidin (PCP)
- Ritalin
- Mantar (Psylocibin)
- Internet ve bilgisayar
Bağımlılık yavaş yavaş, sinsice gelişir. Kişi genelde bağımlı olduğunun farkına varmaz.
Bağımlılık kriterleri:
Bağımlılığın çeşitli ölçütleri vardır. Buna göre aşağıda yer alanlardan sadece üçü bağımlılık tanısı koymak için yeterlidir.
- Madde kesildiğinde ya da azaltıldığında yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması,
- Madde kullanımını denetlemek ya da bırakmak için yapılan ama boşa çıkan sürekli çabalar,
- Maddeyi sağlamak, kullanmak ya da bırakmak için büyük zaman harcamak,
- Madde kullanımı nedeni ile sosyal, mesleki ve kişisel etkinliklerin azalması ya da tamamen bırakılması,
- Maddenin tasarlandığından daha uzun ve yüksek miktarlarda alınması,
- Fiziksel ya da ruhsal sorunların ortaya çıkmasına ya da artmasına rağmen madde kullanımını sürdürmek.
Nasıl bağımlı olunur?
Herkes bağımlı olabilir. Madde kullanımı kişinin biyolojik yapısında zamanla değişikliklere yol açar ve ara sıra da olsa kullanan kişinin bundan kaçınması mümkün değildir. Kişiler ilk başta “Ben kontrol edebilirim” düşüncesiyle başlar, daha sonra bağımlı hale gelir. İnsanlar madde kullanımına genelde ara sıra kullanarak başlarlar. İlerleyen dönemlerde daha önceki yaşadıkları etkiyi elde etmek için her seferinde kullandıkları miktarı artırmak durumunda kalırlar. Bu durum madde talebinin artması anlamına gelir ki, bu da bağımlılığa götüren yoldur. Aralıklı da olsa uzun süre kullanım, mutlaka bireyin ruhsal ve kimyasal yapısında değişikliklere yol açar.
Fiziksel ve ruhsal bağımlılık
Bağımlılık uzun zaman ruhsal ve fiziksel bağımlılık olarak ikiye ayrılmıştır:
Fiziksel bağımlılık; maddenin varlığına karşı duyulan fizyolojik bir istektir. Beden uyuşturucu maddeye karşı bir adaptasyon geliştirir. Madde alınmadığı zaman, ortaya bazı belirtiler çıkar. Çünkü, bedenin bulduğu fizyolojik adaptasyon bozulmuştur. Kendini yeni duruma göre ayarlamak zorundadır. İşte bu dönemde belirtiler gözlenir.
Ruhsal bağımlılık; alışkanlık, itiyat gibi diğer bazı terimler ile de açıklanır. Kişinin duygusal ya da kişilik yapısı gereği, gereksinimlerini gidermek amacı ile o maddeye düşkünlüğü biçiminde tanımlanabilir. Ruhsal bağımlılıkta madde alındığında doyum, rahatlama ve haz meydana gelir. Ancak günümüzde bu iki tanım birbirinden ayrılmamaktadır. Çünkü kişide hem ruhsal, hem de fiziksel bağımlılık aynı anda görülebilir. Pratikte de bunun bir yararı yoktur. Fiziksel bağımlılık kısa bir süre içinde sonlanabilir. Ancak asıl sorun ruhsal bağımlılığın sonlandırılmasıdır. Bu daha uzun bir süreç ve çaba gerektiren bir durumdur.
Bağımlılık kontrol edilebilir mi?
Büyük çoğunluğu kontrol edebileceği inancı ile madde kullanmaya başlamıştır. Hiçbir zaman bağımlı olabileceğini düşünmemiştir. Amaç ara sıra kullanmaktır. Ancak sonuçta kişi bağımlı hale gelir. Çünkü, bağımlılık madde kullanımının kaçınılmaz sonucudur. Kişi bağımlı olduğunun farkına varmaz. Farkına vardığı zaman ise çok geçtir.
Kaç kez madde kullanınca bağımlı olunur?
İnsanda madde kullanmaya başladıktan ne kadar sonra bağımlılık gelişeceğine ilişkin yeterli veri elimizde yoktur. Bağımlılık gelişme riski kullanılan maddenin cinsine, saflığına, kullanan kişinin fiziksel ve ruhsal yapısına göre değişir. Bağımlılık yapan maddelerin psikolojik etkileri çok yoğundur. Bu nedenle bir kez kullanım bile sorun yaratabilir. Örneğin kokain bir kez kullanıldıktan ve etkisi geçtikten sonra 15-16 saat süre ile istenmeyen ruhsal etkilere neden olur. Katkı maddeleri ile fazla karıştırılmamış eroin, ilk kullanımdan sonra bile bağımlılık yapabilir. Bu nedenle bu maddelerin bir kez kullanılması bile sakıncalıdır ve bağımlılık riski vardır.
Bağımlılık iyileşmez, düzelir!
İnsan bir kez bağımlı oldu mu artık bir daha tam olarak bu bağımlılıktan kurtulamaz. Ancak bu demek değildir ki, bağımlılık düzelmez. Bağımlılık düzelir ancak iyileşmez. Kişi madde kullanmadığı sürece iyidir. Bir sorunu yoktur. Ancak madde kullandığı andan itibaren bağımlılık sorunu derhal canlanır ve her şey yeniden başlar. Örneğin, alkol bağımlıları düzeldikten sonra her zaman arada sırada içmenin hayali ile yaşarlar. Ancak bu hayalin, gerçekleşmesi mümkün değildir. Çünkü, bir kez alkol aldıktan sonra kısa bir süre içinde gene bütün gün içmeye başlarlar.
Bağımlılık hakkında düşünceler, önyargılar ve cevaplar
Bazıları “Bağımlılık (alkolizm ve diğerleri) ahlaki ve yasal bir problemdir; tıbbi bir mesele değildir.” diye düşünüyorlar. Çoğu zaman, hastanelerdeki acil servislerde dahi alkolikler ve diğer bağımlılar (sarhoş, yoksunluk krizinde ya da madde kullanımı sonucu başka nedenlerle) başvurduklarında doktorlar ve diğer tıp profesyoneli tarafından tanı ve tedavi gerektiren vakalar olarak değil “baş derdi, problem” olarak görülürler. Ne yazık ki davranışları, hastalara karşı tepkileri de buna bağlı olarak olumsuz olmakta ve hastalar ihtiyaç duydukları tedaviyi alamamaktadırlar.
Yine benzer şekilde, bağımlıların çevresindeki insanlar, öncelikle bağımlılık sürecinin erken dönemlerinde, bu kişilerin ahlaki problem yaşadıklarını, isteseler alkol ya da madde kullanmayı bırakabileceğini düşünürler. Tabii bağımlı olan kişi de aynı yanılgıda, yani istedikleri zaman o maddeyi almayabilecekleri zannı içindedirler. Oysa kişi çoktan o maddenin ya da alkolün esiri haline gelmiştir ve onu almak için öne sürdüğü sebepler yalnızca bahanedir. Gerçek olan, kullandığı maddenin beynini etkileyerek, kişinin maddeyi kontrolsüz bir şekilde almaya devam etmesini sağladığıdır.
Bağımlılığın tedavisinde dini, yasal, sosyal program ve önlemlerin değeri inkar edilemez ama bunlar tıbbi bir tedavi merkezi etrafında, ona destek olarak görülmeli ve değerlendirilmelidir. Ancak bu durumda hayatın her alanını kapsayan ve kişinin tüm ihtiyaçlarını karşılayan bütüncül, yansız, objektif bir yaklaşım ve tedaviye başlanabilir. Toplumun bazı kesimleri, bağımlılığı sadece o kişinin problemi olarak görerek sorumluluk ve yardımdan kaçma eğilimindedir. Ne de olsa bağımlı kişi bunu almaya kendi iradesi ile başladı ve yine kendi arzusu ile devam ediyor diye sorunun çözümü için toplumun zaten kısıtlı olan maddi ve sosyal kaynaklarını ayırmak istemezler. Çoğu zaman çevrenin ve toplumun desteği olmadan bu sorunu aşmak imkansıza yakındır. Bağımlılık tedavileri oldukça pahalı olabilmektedir.
Burada bazı önemli noktalar var: Alkol ve uyuşturucu madde kullanımının neden olduğu kazalar, siroz gibi tıbbi hastalıkların tedavisi, uyuşturucu temin etmek için işlenen suçlar vb. nedenlerle topluma çok pahalıya mal olabilmektedir. Dolayısıyla toplum, bağımlı kişilerin tedavisini desteklemekle kendine de iyilik yapmış olur. Alkol ve madde bağımlılığının tıbbi tedavisi çok etkilidir. Ancak tedavi sonunda beklenti, tüm hastaların madde kullanımını sonsuza dek bırakması olmamalı. Hedef bu ise de kişiler genellikle pek çok denemeden sonra bunu başarabilirler ve bazıları da aralıklı da olsa bağımlılığa geri dönerler. Bazen de hedef “zararın azaltılması”dır. Yani hiç durmadan içen ya da madde kullanan bir kişinin tedavi ile dönem dönem bundan uzak kalması da bir kazançtır.
Bağımlılık tedavisinin etkili olmadığına inanan insanlar olsa da alkol ve madde bağımlılığının tıbbi tedavisi çok etkilidir. Araştırmalar, tedavinin yasal tedbirlerden 22 kat daha etkili olduğunu ortaya koymaktadır.
Bağımlılıkla ilgili risk faktörleri:
Aile ile ilgili risk faktörleri:
- Anne ve baba desteğinin az olması
- Anne ya da babada alkol kullanımı
- Anne ve babanın, gencin alkol kullanımına fazla toleranslı bir tutum içinde olması
- Anne ve babanın çocuk ile ilişkilerinin kalitesi (ayrılan vaktin uzunluğundan çok, bu vaktin nasıl değerlendirildiği önemlidir)
- Tutarsız disiplin (anne ve babadan birinin yasakladığına, diğerinin izin vermesi ya da farklı zamanlarda aynı ebeveynin farklı tutumlar sergilemesi)
- Anne ve babanın çocuğun aktivitelerine ilgisizliği
- Başarının ödüllendirilmeyişi, suçluluk duygusu uyandırmanın eğitim metodu olarak kullanılması
- Çevrenin gerçekçi olmayan beklentileri (çok başarı beklenmesi ve bu nedenle mevcut başarının takdir edilmeyişi gibi)
Sosyal risk faktörleri:
- Yaşam stresleri (göç, işsizlik vs.)
- Alkol kullanan arkadaş grupları içinde olmak
- Düşük sosyo-ekonomik düzey
- Okul dönemi içinde çalışma
- Cinsel ya da fiziksel taciz yaşama
Kişilikle ilgili risk faktörleri:
- Davranış bozuklukları
- Sosyal değerlere yabancılık
- Heyecanlı, dürtüsel, asi, kötümser kişilik yapıları
- Agresif kişilik yapısı
- Dışarıdan kolay etkilenme
- Baş etme mekanizmalarının kötü olması
- Kendini kontrol etme yeteneğinin az olması
- Kendine güvenin az olması
- Girişkenliğin az olması
Genetik faktörler:
Özellikle alkol bağımlılığı genetik yatkınlıkla yakından ilişkilidir. Alkolizme yatkınlık, alkole dayanıklılık şeklinde nesilden nesile aktarılmaktadır. Özellikle babası ya da erkek kardeşinin alkol problemi olan erkekler sosyal içicilikten bile sakınmalı, alkolden tamamen uzak kalmalıdırlar.
Rol modelleri:
Kişinin kendisine örnek aldığı kişiler, bazı maddelere başlamasını kolaylaştırır. Örneğin bir sanatçının ağzında sigarayla çekilmiş pozları, ona hayran olan birisinin onu taklit etmek veya onun gibi çekici görünmek için sigaraya başlama sebebi olabilir. Bu yüzden de gerek medyaya gerekse anne ve babalara görev düşmektedir. Gençler, aile içinden ve çevresinden başlamak üzere iyi rol modelleri bulabilmelidirler.
Beklenti:
Alkolün sosyal ilişkileri kolaylaştırdığına, amfetaminin performansını artıracağına, sigaranın kendisini olgun gösterdiğine vs. inanan kişiler, bu maddeleri kullanmaya daha kolay ve erken başlarlar.
Koruyucu faktörler:
- Duygusal olarak destekleyici aile
- Anne ve baba ile iyi iletişim
- Organize okul aktivitelerine katılım
- Akademik başarıya önem verilmesi
Genel özellikler:
Alkolün tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlığın yerleşik hayata geçmesiyle alkol üretimi de başlamıştır. İlk bira, bundan 8 bin yıl önce Mezopotamyalıların arpayı ekmek yapmak için ıslah etmesiyle yapılmıştır. Sümerlerin 6 bin yıl önce Godin Tepelerinde (Batı İran ve Anadolu) bira ve şarap içtiği bilinmektedir. Daha sonra fermente edilmiş meyve, tahıl ve baldan alkol elde ederek, insanoğlu alkolü hayatına iyice sokmuştur. Alkol kimi zaman kutsal sayılıp, dini törenlerde kullanılmış, kimi zaman da eğlencenin ayrılmaz bir parçası olmuştur.
Metanol, Yunanca “methy” ve Sanskritçe “madhu” kelimelerinden gelir ve bal, sarhoş eden madde anlamına gelir. Alkol kelimesi Arapçadan gelmektedir. Distilasyon, İS 8. yy’da Arabistan’da başlamıştır. Alkolün icat edilmesiyle birlikte, alkol alışkanlığı da ortaya çıkmıştır. Alkol alışkanlığının bir hastalık olarak kabul edilmesi eski çağlara dayanmaktadır. Romalı filozof Seneca, alkolizmi bir akıl hastalığı olarak tanımlamıştır. Alkolizm terimi, ilk defa İsveçli hekim Magnus Huss tarafından, “Alcoholismus Chronicus” (1849) isimli makalede kullanılmıştır. Bu makalenin ardından, kronik alkolizm tıbbi bir terim haline gelmiş ve bir hastalık olarak kabul edilmeye başlamıştır.
Kullanım:
Alkol, beyin, sinir sistemi, mide, sindirim sistemi, karaciğer, kemik iliği gibi hayati merkezler başta olmak üzere vücudun bütününü etkiler. Etkinin şiddeti, alınan alkolün miktarına ve sıklığına göre değişir.
Alkol kullanımının tıbbi olarak kabul edilen normal sınırı erkekler için günde 2, kadınlar için günde 1 içkidir. Birim olarak 1 içki, kabaca, 1 kutu ya da şişe biraya, 1 bardak şaraba ya da 45 ml’lik bir “tek” sert içkiye (votka, viski vb.) eşittir.
Bu şekilde hesaplandığında alınan içkinin türünün hiçbir önemi yoktur. Yani 3 bira içmekle 3 duble votka içmek aynı miktarda alkol alınmasını sağlar ve aynı etkiyi yapar. Dolayısıyla birayı bu bağlamda zararsız bir meşrubat gibi görmek anlamsızdır.
İnsanlar neden içiyorlar?
- Zevk almak
- Duygu durumu düzeltmek
- Stresle başa çıkmak
- Alkol içme arzusu (craving, aşerme)
İçenlerin hayatı
- İçenlerle arkadaşlık eder, evlenir.
- İçmek için her zaman neden vardır: mutluluk, neşesizlik, gerginlik vs.
- İçme fırsatları sonsuzdur: maç, av, parti, tatil, doğum günü vs.
- Alkolizm ilerledikçe problemler artar, yalnız içmeye başlar, gizlice içer, şişeleri saklar, durumun ciddiyetini saklamaya çalışır.
Suçluluk duygusu gelişir, suçluluk ve pişmanlık duygularını bastırmak için daha çok içmeye ve sabahları kalkınca içmeye başlar.
Alkolizmde kısır döngü
Suçluluk ve anksiyete nedeniyle daha çok alkol alır, alkol aldıkça anksiyete ve depresyon derinleşir ve şu belirtiler ortaya çıkar: Uyku kalitesinde bozulma, gece uyanmalar, depresif duygu durumu, huzursuzluk ve sıkıntı hisleri, panik nöbetleri, göğüs ağrısı, çarpıntı, nefes almada zorluk.
Etkiler:
Alkolün bedensel ve ruhsal etkileri kişiden kişiye değişir. Bazı inanlar çok az alkol alsa bile bedensel ya da ruhsal etkiler hemen ortaya çıkar. Bazılarında ise, bu etkilerin ortaya çıkması uzun zaman alır. Bu nedenle bu etkilerin kimde ve ne zaman ortaya çıkacağı bilinemez.
Alkol alındıktan sonra, hızla ince bağırsaktan kana karışır. Kana karışan alkol miktarına göre, beynin çalışması yavaşlar. İçki içen kişinin kanına karışan alkol miktarı, içkinin hangi şartlar altında içildiğine (yer, kişinin psikolojik durumu, duygusal durumu, yanında başkalarının olup olmaması, herhangi başka bir madde alınıp alınmadığı), belirli bir zamanda ne kadar içtiğine, vücut ölçülerine, cinsiyetine, vücut yapısına ve metabolizmasına, midedeki yiyecek çeşidine ve miktarına göre değişir. Alkol kana karıştıktan sonra, hiçbir yiyecek ya da içecek onun etkisini azaltmaz. Bazen meyve şekeri, alkolün kandan dışarı atılımını hızlandırabilir ve böylece etkisi daha kısa sürer.
Normal bir yetişkinin metabolizması saatte 8,5 gr alkolü (1 biranın 3/2’si) sindirip vücuttan atabilir.
Kana 50 ml. alkol karışması çakır keyif olarak adlandırdığımız sıcaklık hissi, yüzde kızarıklık, algı yavaşlaması ve rahatlamaya yol açar.
100 ml. algılamanın yavaşlamasına, kendini dizginleyememeye, reflekslerin yavaşlamasına ve kontrolsüzlüğe (açık sarhoşluk) yol açar.
150 ml. aşırı sarhoşluğa yol açar ve kişide sersemleme hissi, kaslara ve hareketlere hakim olamama, çift görme, konuşma bozuklukları, hafıza ve idrak bozuklukları gözlenir.
Kandaki alkol oranı 250 ml. olduğunda kişi aşırı sarhoşluk halindedir ve ayakta duramaz, kusma ve sızma gözlenir.
350 ml.’de bilinç kaybı, solunum yavaşlaması, idrar kaçırma, düşük ateş ve düşük tansiyon görülür, kişi koma halindedir.
Kandaki alkol miktarının 500 ml. ve daha fazla olması durumunda ölüm ihtimali vardır.
Kısa bir süre içinde aşırı alkol almak genellikle “akşamdan kalma” haliyle sonuçlanır. Bu durum 8-12 saat sürebilir. Akşamdan kalma olmanın sebebi, alkol zehirlenmesidir. Aşırı alkol alınması karşısında vücut zayıf düşer ve bunu düzeltmesi vakit alır. Alkol ve diğer uyuşturucu maddelerin birlikte alınması çok daha korkunç sonuçlar doğurabilir. Kaza ölümlerin çoğu alkol ve uyuşturucuların birlikte alınmasıyla ortaya çıkmaktadır. Alkol uyuşturucuların etkisini çoğaltır. Tedavi için alınan ilaçlarla birlikte alkol kullanmak da çok tehlikeli olabilir.
Bedensel etkiler:
- Mide ülseri ve gastrit
- Karaciğerde büyüme, yağlanma ve siroz
- Damar sertliği ve yüksek tansiyon (sadece çok düşük miktarlarda kan damarlarında genişleme etkisine yol açar)
- Beslenme bozukluğu
- Kaslarda zayıflama
- Sinir hücrelerinde harabiyet
Ruhsal etkiler:
- Uykusuzluk
- Depresyon
- Cinsel işlev bozuklukları (sertleşme sorunu, boşalma gecikmesi veya engellenmesi. Alkol sadece utanma duygusunu kaldırdığı için cinsel olarak daha rahat davranmayı sağlar)
- Bunama
- Bağımlılık
Komplikasyonlar:
Sosyal:
- Boşanma, terk edilme
- İş sorunları, devamsızlık
- Ev-iş-trafik kazaları
- Adli problemler
Yoksunluk:
Kişi alkol almayı bıraktığında yoksunluk belirtileri ortaya çıkar. Bu belirtiler alırı terleme, titreme, nabzın 100’ün üstüne çıkması, uykusuzluk, bulantı, kusma, alkolü bıraktıktan sonraki 1-2 gün içinde halüsinasyonlar, epileptik nöbetler, anksiyete, psiko-motor ajitasyon şeklinde seyreder.
Uzun süre fazla miktarda alkol alan kişilerde alkolü kestikten 2-3 gün sonra ortaya çıkabilen, “delirium tremens” denilen ve ölüm riski taşıyan bir tablo oluşabilir. Bilinç ve konsantrasyon bozukluğu, görsel halüsinasyonlar (gerçekte var olmayan şeylerin görülmesi), bulunduğu zamanı ve yeri karıştırma ile kendini belli eder. Hızlı başlayıp dalgalı bir seyir gösterir.
En sık eşlik eden psikiyatrik bozukluklar
- Majör depresyon: Alkol bağımlılarının %30-50’sinde görülür.
- Anksiyete bozuklukları: %30 sıklıktadır. Erkeklerde sosyal fobi, kadınlarda agorafobi sıktır.
- İki uçlu duygu-durum bozukluğu (manik depresif vb.)
- Diğer madde bağımlılıkları: başta sigara olmak üzere esrar vs.
- Kişilik bozuklukları: anti-sosyal ve sınırda kişilik bozuklukları
Sonuçlar:
Kronik alkolizmin, fiziksel ve psikolojik olumsuz etkileri çok fazladır. Sürekli içki içen kişilerde çoğunlukla, karaciğer tahribi, kardiyomiyopati (kalp büyümesi), anemi (kansızlık), yüksek tansiyon, trombositopeni (pıhtılaşma sağlayan hücrelerde azalma), miyopati (kas yıkımı), kanser, teratojenite (anne karnındaki bebekte anormallikler), pankreas iltihabı, zatüre, merkezi sinir sistemi bozuklukları, bunama gibi sorunlar görülür.
Alkol kullanımına bağlı diğer rahatsızlıklar ise iştah kaybı, vitamin yetersizliği, enfeksiyon, iktidarsızlık ve sindirim bozukluğudur. Alkol bağımlılarının %30-50’sinde majör depresyon görülür. Anksiyete bozuklukları, erkeklerde sosyal fobi, kadınlarda agorafobi sıktır. İki uçlu duygu durum bozukluğu (manik depresif) de gözlemlenir. Başta sigara ve esrar olmak üzere diğer uyuşturucu madde bağımlılıkları ve kişilik bozuklukları (antisosyal ya da sınırda kişilik bozuklukları) ortaya çıkmaktadır.
Alkol tüketimi ne kadar artarsa ölümcül hastalık riski de o kadar artar. Alkoliklerde, genç yaşta ölüm oranı hiç de azımsanmayacak kadar yüksektir.
Alkolizmden kurtulmak mümkün mü?
Toplum,alkol kullanımını kontrol edemeyen kişilerin ruhen zayıf, hatta dengesiz olduğunu düşünür. Birçok alkolik de kendisini böyle görür. Ancak alkolizm bir hastalıktır. Yani kişi, alkol karşısında iradesini ve seçim yapma gücünü kaybetmiştir. Alkol karşısında güçsüzlüğü kabul etme ve bu konuda yardım arama, iyiye doğru değişimin ilk adımı ve mutlak şartıdır. Milyonlarca insan bu ilk adımla başlanan yolda alkolün hayatlarına verdiği zararların üstesinden gelmişlerdir.
Tedavi
Alkolikler tedavi için başvurduklarında genellikle “dibe vurmuşlardır”. Yani sağlık, aile, meslek, sosyal yaşam vb. yönlerden büyük kayıplara uğramış ve çaresiz duruma düşmüşlerdir. Bu hale düşmeden pek çok alkolik bu zevki terk etmeye yanaşmaz, ya da buna karar verse de kolayca vazgeçer. Önemli olan bu denli kayba uğramadan bu kısır döngüyü durdurmaktır. Bu nedenle kişinin alkolik olduğu yani alkol karşısında zayıf, hatta alkolün esiri olduğunu fark edip kabullenmesi, düzelmenin başlangıç noktasını oluşturur. Erken dönemdeki alkoliklerin bu gerçeği fark etmeleri için “motive edici görüşmeler” yapılır.
- Alkolizm tedavisi yoksunluk belirtileri kalktıktan sonra başlar.
- Hedef ayıklıktır (sobriety). Eşlik eden psikiyatrik bozuklukların ayırıcı tanısı ve tedavisi için de bu önemlidir.
- Ekip tedavisi gerekir.
- Tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre seçilmelidir.
- Tedaviden sonra uzun süreli izlem gereklidir. Kişi uzun süre hastanede kalsa bile daha sonra izlenmezse alkole dönmesi kolaydır. Düzenli aralıklarla görüşmelere ya da kendine yardım gruplarına katılmalıdır. Nüksler (tekrarlamalar) en sık ilk 6 aydadır.
Alkolizm ve uyuşturucu bağımlılığının tedavisi var mıdır?
BAĞIMLILIK TÜMÜYLE İYİLEŞTİRİLEBİLİR BİR HASTALIK OLMASA DA TEDAVİSİ GEREKLİ VE YARARLIDIR.
- Madde kötüye kullanımının neden olduğu kötü ekonomik, sosyal, tıbbi ve yasal sonuçlar tüm toplumu etkiler.
- Tedavi, masrafına değer (cost effective).
Tedavi yaklaşımını belirleyen faktörler
- Kullanılan maddenin türü
- Kötüye kullanım paterni
- Psiko-sosyal destek sisteminin varlığı
- Hastanın bireysel özellikleri
Tedavinin hedefleri:
- Madde alımının bırakılması (abstinans: ayıklık),
- Kullanımını azaltma (moderate use): Nadiren mümkündür. Araştırmalar göstermektedir ki alkol bağımlısı tanısı alan kişilerin uzun vadede ancak %5’i sosyal içici olabilmiştir. Geriye kalanların yaklaşık yarısı alkolü tamamen bırakmış, geriye kalanlar ise alkol alımını eski haliyle sürdürmektedir.
- Hastanın fiziksel, psikiyatrik ve psiko-sosyal yönlerden iyileşmesi,
- Destek gruplarının oluşturulması ve güçlendirilmesi.
Tedavi seçenekleri:
- Ayaktan (idrarda madde taraması ile)
- Gündüz hastanesi
- Yatarak
- Residential (uzun süreli rehabilitasyon ağırlıklı yataklı tedavi)
- Tedavi toplulukları (Therapeutic community)
Yatarak tedavi gerekçeleri:
- Ayaktan tedavilerin başarısız olması
- Şiddetli psikiyatrik ve/veya tıbbi gözlemler
- Psiko-sosyal desteğin olmayışı
- Şiddetli ve uzun süreli bağımlılık
Etkin tedavinin bileşenleri:
- Değerlendirme
- Hasta-tedavi eşleştirmesi: kişilik, alt yapı, psikiyatrik durum, kullanım süresi ve boyutu dikkate alınmalı.
- Kapsamlı hizmet: Madde bağımlılığı tedavisi ve ek olarak sağlık, finans, yasal vb. problemlerin düzeltilmesine yönelik olmalı.
- Yinelemeyi engelleme: “tetikleyiciler” belirlenir ve baş etme stratejileri geliştirilir.
- Tedavinin etkinliğinin değerlendirilmesi.
Tedavi bileşenleri:
- Bireysel terapiler
- Grup tedavileri
- Aile görüşmeleri
- Eğitim
- İlaç tedavileri
- Kendine yardım grupları (Adsız Alkolikler-AA, Al-Anon, Rasyonel İyileşme-RR, vs.)
DETOKSİFİKASYON (yoksunluk belirtilerinin giderilmesi) BAĞIMLILIĞIN TEDAVİSİ DEĞİLDİR. Alkolizm ya da diğer madde bağımlılıklarının asıl tedavisi detoksifikasyondan sonra başlar.
- Bağımlılarda spesifik kişilik özellikleri yoktur, ancak kullanılan madde, eksik psikolojik yapıların yerine geçerek kimlik saygısını sağlar.
- Modern yaklaşım: Madde kötüye kullanımı adaptif ve defansiftir, regresif değildir. Eski psikoanalitik görüş madde kötüye kullanımını oral döneme regresyon olarak görüyordu. Bu yaklaşımın faydalı olmadığı hatta zarar verebildiği bilinmektedir.
- Ebeveyn figürlerinin içselleştirilmesinde yetersizlikte karakterize erken gelişim probleminden dolayı kendine bakımda belirgin eksiklik vardır.
- Duygularını yatıştırmakta, dürtülerini kontrol etmekte ve kimlik saygısını sağlamakta zorluk çekerler.
Psikoterapinin altta yatan psikopatolojiyi tedavide işe yaraması için madde kullanımının bırakılması mutlak gereklidir.
Bağımlılık tedavisinde kullanılan ilaçlar vardır. Bu ilaçların mutlaka doktor kontrolü altında kullanılması gerekiyor.
Psikoterapi:
- Sıcak ama biraz otoriter bir yaklaşım gereklidir.
- Adsız alkolikler gibi kendine yardım grupları tedaviye entegre edilmelidir.
- Bilişsel-davranışçı tedaviler iyi sonuç verir.
- Eğitimsel faaliyetler tedavinin önemli bir parçasıdır.
- Psikoterapilerde iç görü üzerinde yoğunlaşılmamalıdır. Psiko-analiz gibi bu türdeki terapiler alkol kullanımını daha da arttırabilir.
- Hastanın içinde bulunduğu aile ele alınmalıdır, çünkü alkolizm bir “aile hastalığı”dır.
Alkolizmde ailenin durumu ve aileye düşen görevler:
Alkolizm bütün aileyi etkileyen aynı zamanda aile tarafından etkilenen bir hastalıktır. Hatta alkolizm için “aile hastalığı” diyen yazarlar vardır. Tedavide de aileye önemli roller düşer.
Alkolikler genellikle “dibe vurmadan” yani her şeylerini kaybetmeden alkolik olduklarını kabule yanaşmazlar (ya da sırf çevresindekileri susturmak için alkolik olduklarını söyler, ama bunu değiştirmek için hiçbir ciddi çaba harcamazlar), bu nedenle de tedaviye istekli değillerdir. Ailelerinin alkolik hastayı destekleyen tavrı O’nun dibe vurmasını ya da dibe vurduğunu fark etmesini engeller. Başka bir deyişle: alkolik parasız kalır, annesi para verir; karakola düşer, babası kurtarır; hasta olur, eşi hastaneye götürür vs. Alkolün olumsuz sonuçlarıyla hasta değil, hep ailesi yüz yüze gelir. O ise alkolün verdiği sarhoşluğa sığınıp tüm sorunlarını inkar eder ya da hep başkalarını suçlar. Bu kadar derdi çeken aile de sürekli alkolü bırakması için alkolik kişiye baskı yapar ve alkolik bu baskıyı içmesinin nedeni olarak gösterir. “Karımın dırdırından, ailemin baskısından dolayı içiyorum” bahanesini sık sık duyarsınız. Oysa bu dırdır ve baskı alkole karşıdır. İşte bu durumda bir kısır döngü yaşanmaktadır. Yani alkolün kötü sonuçlarını sırtlanan aile, hastanın bunlarla yüzleşmesini aslında engellerken; yaptıkları baskıyla hastanın stresini daha da arttırırlar.
Aileler, özellikle eşler, alkolizmden kendileri sorumlu imişçesine bir suçluluk içinde, kendilerini paralama derecesinde, bir kurtarma çabasına girebilirler. Eşlerde, buna bağlı depresyon, sık görülür.
Yapılması gereken, alkolizmden ve sonuçlarından sadece kendisinin sorumlu olduğunu alkolik kişiyle açık açık konuşmak ve onun bazı şeylerle karşılaşmasını engellememektir. Bir bakıma, alkol aldığı zaman, alkoliği yalnız bırakmakta yarar vardır. Sarhoş olunca kimsenin kendisini yatırmaya götürmeyeceğini bildiği ve birkaç kez uygunsuz yerlerde uyandığı zaman ya da alkol alıp “rezalet” çıkardığında kimse kendi yerine özür dilemeyeceği için icabında olumsuz, tepkili tutumla karşılaşınca, alkolü bırakmak için kişide daha büyük bir azim oluşur. Diğer türlü kendisini bir bebek gibi yakınlarının bakımına terk eder. Alkolün bütün sorumluluğu o kişinin omuzlarına verildiğinden içmemesi için de eski kısır baskı ve dırdırlara gerek kalmaz.
Yani kişiye “istiyorsan iç ama alkolden dolayı olacak hiçbir şey için bizden yardım bekleme” ifadesinde bütün çevresi söz birliği etmelidir. Ailede sadece bir kişi bunu söylerse, o günah keçisi ve kötü insan haline gelir. Üstelik de diğer kişiler benzer tavrı devam ettireceği için bunun anlamı kalmaz.
Örneğin sadece eşi bunu söyler ve yapar, ama babası ve arkadaşları aynı tavrı sürdürmeye devam ederse bunun yararı olmaz.
Bu bağlamda, disulfiram (Antabus) isimli ilacın kullanımı da bir aile yaklaşımı içinde yararlıdır (Tedavi bölümünde bu ilacın etkileri ve kullanım biçimi daha detaylı anlatılmaktadır). Hasta disulfiram’ı bir aile bireyi ya da patronunun gözetiminde düzenli olarak aldığı sürece işe devam edebilecek ya da ailesi desteğini sürdürebilecektir. Ancak ilacı almadığı anda önceden belirlenen bazı müeyyideler uygulanacaktır: işten çıkarma, maddi desteği kesme, babaya ait evde daha fazla oturmasına izin vermeme vb. Böylece mücadele alkolden ilaç üzerine kaydırılmış ve bir basamak öteye çekilmiş olur. Hasta ilacı bıraktıktan sonra yaklaşık 1 hafta alkol alamayacağı için kriz durumlarında zaman kazanılmış olur.
Alkoliklerin eşleri için Al-Anon, çocukları için de Alaten adlı kendine yardım grupları bulunmaktadır. Bunlara devam edilmesi yararlıdır.