Esrarın bağımlılık potansiyeli vardır. Bağımlılık yapan her madde gibi zaman içinde aynı etkiyi elde etmek için kullanılan miktar arttırılır, yani esrara karşı tolerans gelişir. Uzun süre esrar kullananlar kullanımı kestiklerinde sinirlilik, gerginlik, uykusuzluk, iştahsızlık gibi yoksunluk belirtileri yaşamaktadırlar. Bu belirtiler opiyatlardaki kadar şiddetli değildir, fakat bağımlılığın geliştiğine işaret ederler. Esrar, sigaradan daha fazla kanser yapıcı madde içermektedir ve bireyin yaşam kalitesini daha fazla düşürür. Esrar bedende yağ dokusunda biriktiğinden hafıza kaybına, öğrenme ve solunum bozukluklarına neden olabilmektedir. Yapılan araştırmalarda esrar kullananlarda şizofreni gelişme riskinin kullanmayanlara göre 7 kat daha fazla olduğu bulunmuştur.
Ecstasy de bağımlılık yapar. Kişi bir süre sonra bu madde olmadan eğlenemez hale gelir. Ecstasy’ye karşı tolerans geliştiği için bu kişi giderek kullandığı ecstasy dozunu artırma gereksinimi duymaktadır. Ülkemizde satılan ecstacy’lerin içinde farklı kimyasallar olduğu saptanmıştır. Kimi zaman da ecstasy adı verilen başka haplar satılmakta ve kişi bunları kullandığı zaman hem beklediği etkiyi görememekte, hem de bilinmeyen bir kimyasal maddeyi vücuduna sokmuş olmaktadır. Ecstasy’nin bilinmeyen bir nedenden dolayı ölüme neden olduğu gösterilmiştir.
Bağımlılık potansiyeli kokainden biraz daha zayıftır. Hekimlikte dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda ve narkolepside kullanılmaktadır. Amfetamin (ve amfetamin benzeri madde) düzenli kullanımının tipik sonuçları performans artışı duygusu, kilo kaybı ve paranoid düşüncelerdir. Yoksunluğunda bunaltı, titreme, halsizlik, kas krampları, gece kabusları, mide ağrıları, doymayan açlık, kendini kötü hissetme belirtileri olur. En ciddi yoksunluk belirtisi çökkünlüktür (depresyon).
Amfetamine bağlı olarak psikotik bozukluk, duygu durum bozukluğu, bunaltı, cinsel işlev ve uyum bozukluğu gelişebilir. Tedavisi kokain bağımlılığı tedavisine benzer.
Kafein kahve dışında çay, özellikle migren ilaçlarında, kakaoda, çikolatada, hafif içkilerde bulunur. Kafein yoksunluğunda baş ağrısı, yorgunluk ya da sersemlik, bunaltı veya çökkünlük, bulantı-kusma belirtileri görülür. Tedavide diyet ve alışkanlıklardan kafeinin çıkartılması veya ciddi ölçüde azaltılması gerekir. Hasta yakınlarından destek istenir. Su ya da kafeinsiz hafif içeceklerin gün içinde sık tüketimi yararlı olur.
En fazla bağımlılık yapan, sıklıkla kötüye kullanılan ve en tehlikeli maddelerden biridir. Diğer isimleri: snow, cake, lady, freebase, crack, rock. Tıpta ilk olarak yerel anestezide kullanılmıştır. Kokainin davranışsal etkileri hemen hissedilir ve 30-60 dakika sürer. Solunum yoluyla alınışı az tehlikeli, damardan ve sigara olarak alınması ise en tehlikeli yollardır. Ağızdan alımı beyin-damar hastalıkları, kalp anomalileri ve ölümle sonuçlanabilir.
Kokain zehirlenmesinde aşırı neşe veya duygulanımda küntleşme, gerginlik veya öfke, kalp atım artışı, gözbebeği genişlemesi, terleme-titreme, bulantı-kusma, burun akıntısı, kilo kaybı, kas zayıflığı, göğüs ağrısı, kalpte ritm bozukluğu, şaşkınlık, kasılma nöbetleri ve koma görülebilir.
Kokain yoksunluk belirtilerinden yorgunluk, canlı ve hoşnutsuz rüyalar, uykusuzluk veya aşırı uyku, iştah artışı, aşırı hareketlenme veya durgunluk sayılabilir. Kokaine bağlı paranoid sanrılar ve varsanılarla giden psikotik bozukluk, duygu durum bozukluğu, bunaltı bozukluğu, cinsel işlev bozukluğu, uyku bozukluğu gelişebilir.
Tedavisinde sosyal ortam değişimi, sık idrar tahlilleri, bireysel ve aileye yönelik psikolojik destek, kendine yardım grubu olan Adsız Narkotikler (AN) desteği yardımcı olabilir.
- HALÜSİNOJEN MADDE BAĞIMLILIĞI
Psikodelik maddeler olarak da bilinen halüsinojenler, klasik olarak doğada bulunan psilosibin ve meskalin’dir. Klasik yapay halüsinojen ise LSD’dir (1938’de üretildi). Uzun dönem halüsinojen kullanımı sık görülmez. Fizik bağımlılığı yoktur.
Halüsinojen kullanımında bunaltı, çökkünlük, şüphecilik, yargılama bozukluğu, algıların keskinleşmesi, yabancılaşma, yanılsamalar, varsanılar, gözbebeği genişlemesi, kalp hızının artması, terleme, çarpıntı, görme bulanıklığı, titreme, dengesizlik görülür.
Halüsinojene bağlı kalıcı algı bozukluğunda varsanılar, renk parıltıları, renklerin belirginleşmesi, nesnelerin çevresinde ışık haleleri, nesneleri olduğundan çok büyük veya çok küçük görmeler olabilir. Halüsinojene bağlı psikotik bozukluk, duygu durum bozukluğu, bunaltı bozukluğu gelişebilir.
Tedavisi, halüsinojen bağımlılığında psikoterapi ve yatıştırma, kısa süreli ilaç kullanımı, var olan psikiyatrik durumun tedavisi biçimindedir.
- UÇUCU (Bally, Tiner, Poppers, vs) BAĞIMLILIĞI
Bu gruba çözücüler (solventler), yapıştırıcılar, uhular, aerosoller, propanlar, tiner ve benzin girer. Örnek olarak Bally, tiner, benzin, çakmak gazı, temizleme sıvısı, sprey boya, ayakkabı boyası, daktilo düzeltici sıvısı sayılabilir. Bunlar ucuz, kolay bulunan ve yasal maddelerdir. Bu nedenle yoksullar ve gençler tarafından sık kullanılır. Uçucu madde kullanımı sonrası kavgacılık, aldırmazlık, yargılama bozukluğu, sersemlik, nistagmus (göz titremesi), geveleyerek konuşma, yürürken sendeleme, uykulu hal, tepki yavaşlaması, titremeler, kasların zayıflaması, görme bulanıklığı veya çift görme, aşırı neşe, komaya varabilecek bilinç kaybı görülebilir.
Uçuculara bağlı olarak deliryum, kalıcı bunama, psikotik bozukluk ve duygu durum veya bunaltı bozukluğu gelişebilir.
Tedavisinde eğitim, alttaki kişilik bozukluğunun tedavisi, sosyal destekleme gerekebilir.
Poppers:
Nitrit inhalanları popüler jargonda “poppers” olarak adlandırılır ve ülkemizde giderek kullanımı artmaktadır. Nitritlerle oluşan entoksikasyon sendromları standart inhalan maddelerin entoksikasyonundan belirgin farklılık taşır.
Poppers kullanan kişiler hafif öfori, zaman duygusunda değişiklik, başta dolgunluk hissi ve muhtemel cinsel duygularda artış etkilerinin arayışı içindedirler. Bazı kişiler poppers’i cinsel inhibisyonları azaltmak ve orgazmı geciktirmek için kullanırlar.
Yan etkileri bulantı, kusma, baş ağrısı, sersemlik, hipotansiyon ve solunum yolları iritasyonudur. Bağımlılık yapma riski yüksektir.
- SİGARA (Nikotin) BAĞIMLILIĞI
Sigara kullanımı giderek daha küçük yaşlarda başlamaktadır. Sigara kullanımının en önemli yan etkisi uzun vadede ölümdür. Sigaranın uyarıcı özellikleri dikkat artışına, öğrenme ve sorun çözme yetisinde gelişime yol açar. Ayrıca gerginlik ve çökkünlüğü azaltıcı etkileri vardır. Sigaraya başlayanların yarısından fazlası sürekli içici hale gelir.
Sigarayı bıraktıktan sonra 24 saat içinde ortaya çıkan yoksunluk belirtileri arasında huzursuzluk ve depresif duygu durum, sinirlilik ve uykusuzluk, iştah artışı, kalp yavaşlaması sayılabilir.
Destek almadan kendi kendine sigara bırakma başarı oranı %10 gibiyken nikotin bantları kullanımı ve davranış terapisi desteğiyle başarı oranı %60’a kadar çıkabilmektedir. En önemli öğe yeme, araba kullanma, sosyal ortamlar gibi günlük etkinliklerin sigarasız nasıl sürdürüleceği, duygusal sorunlar ve kilo alımıyla nasıl başa çıkılacağını gözden geçiren desteği planlamaktır. Grup olarak (topluca) sigarayı bırakma, nikotinli sakızlar, antidepresan kullanımı ve psikoterapi sigarayı bırakmada yardımcı olabilir.
- EROİN (Opiyat) BAĞIMLILIĞI
Opiyatlar eroin, morfin, hidromorfin, metadon ve kodeindir. En sık kullanılan opiyat eroindir. Düzenli kullanımıyla eroine birkaç ayda bağımlılık ve tolerans gelişmektedir. Eroin kullanımıyla önce neşelenme, sonra apati (ilgisizlik), huzursuzluk, yargılama dikkat ve bellek bozukluğu, gözbebeklerinde daralma, sersemlik, sözleri geveleme olur. Eroin kullanımının azaltılması veya kesilmesiyle yoksunluk belirtileri yani huzursuzluk, bulantı-kusma, kas ağrıları, göz yaşı artışı, burun akıntısı, gözbebeği genişlemesi, terleme, ishal, esneme, ateş, uykusuzluk ortaya çıkabilir. Eroin aşırı dozda alındığında solunum durması ile ölüme neden olabilir. Eroin komasında gözbebekleri toplu iğne başı gibi daralmıştır.
Tedavisinde ayıklığın sağlanması, denetimli metadon yerine koyma tedavisi, psikoterapi, adsız nekrotikler (AN) gibi kendine yardım grupları sayılabilir.
Melek tozu, kristal, barış hapı, süperglass, hap, roket yakıtı, at sakinleştirici olarak bilinen fensiklidin ve ketamin veterinerlikte kullanılan bir anestezik maddedir.
Fensiklidin kullanımında kavgacılık, dürtüsellik, saldırganlık, yargılama bozukluğu, nistagmus (göz titremesi), hipertansiyon ve kalp hızının artması, uyuşma, ağrı duyumunda azalma, sarsak hareketler, konuşma peltekleşmesi, kas katılığı, kasılma veya koma görülebilir.
Bağımlılığında düşünce bozukluğu, reflekslerin azalması, bellek kaybı, dürtü denetimi kaybı, uykululuk, çökkünlük, yoğunlaşma bozukluğu olur. Fensiklidine bağlı psikotik bozukluk, duygu durum bozukluğu, bunaltı bozukluğu gelişebilir.
- SAKİNLEŞTİRİCİ UYKU VERİCİ (Sedatif Hipnotik) BAĞIMLILIĞI
Sakinleştiriciler gerilimi azaltarak, genellikle bunaltı gidericilerle eş anlamlı kullanılır. Sakinleştirici ve bunaltı gidericiler de doza bağlı olarak uyku verebilir, uyku vericiler de gündüz sakinleşmesi yapabilirler. Bu grup içinde bulunan ilaçlar benzodiyazepinler (Diazem, Rohypnol, Xanax, Valium gibi) ve barbitüratlardır.
Fizyolojik ve psikolojik bağımlılıkları olup tolerans da gelişebilir. Çoğunlukla yeşil reçeteli ilaçlardır. Aşırı alındığında uygunsuz cinsel veya saldırgan davranış, oynak duygu durum, yargılama bozukluğu, sözleri geveleyerek konuşma, sarsak hareketler, sendeleyerek yürüme, nistagmus (göz oynaması), dikkat/bellek bozukluğu, uykululuk veya koma görülebilir.
İlaç aniden kesilirse yoksunluk belirtileri yani terleme, nabız artışı, el titremesi, uykusuzluk, bulantı-kusma, gelip geçici varsanılar (görsel, işitsel, dokunsal), huzursuzluk, bunaltı, sara benzeri kasılma nöbetleri görülebilir.
Özellikle barbitürat yoksunluğu yaşamı tehdit edebilir. Sakinleştirici, uyku verici ve bunaltı gidericilerle ilgili kalıcı bunama, kalıcı bellek bozukluğu, psikotik bozukluk gelişebilir. Alkol ile alındıklarında zehirlenme olasılığı artmaktadır. Tedavisinde psikiyatrik yardım gereklidir.
İnternet, içinde bulunduğumuz dönemin iletişim biçimlerinden bir tanesi haline geldi, giderek gündelik hayatımıza yerleşiyor. İnsanlar bu yeni iletişim teknolojisiyle tanışır hale geldikçe birçok insanın ilişkisini biçimlendiren durumlardan bir tanesi internet oluyor. Giderek daha çok insan internette vakit geçiriyor. İnternette sohbet eden herkese psikolojik olarak sorunlu gibi yaklaşmak doğru değildir. Birçok insan, işlerini internetin sağladığı bu iletişim ortamı sayesinde daha kolayca yapabiliyor. Son zamanlarda bazı insanlar gün içinde zamanının büyük bir bölümünü bilgisayar başında geçiriyor ve bu zaman zaman kişinin normal günlük işlemlerini engelliyor ve bu şekilde internet bağımlılığı gelişiyor.
Artık psikiyatri kliniklerinin uğraş alanına girmiş olan internet bağımlılığı, genellikle içe kapalı, sıkılgan, yabancılaşmış yeni bir insan tipi geliştiriyor. Son zamanlarda artık bilgisayarlar ve internet her işimizi yapıyor. İnternet üzerinden banka hesaplarımızı kontrol edip alışveriş yapabiliyor, hızlı bir şekilde istediğimiz bilgilere ulaşabiliyor ve canımız sıkıldığında sanal ortamda konuşarak sıkıntımızı azaltabiliyoruz. Kısaca internet, her işimizi yapabilen bir dostumuz haline geldi. Ancak bazen “dostumuz” bizi yönetmeye başlıyor. Bu noktada, internet ve bilgisayar insanları teslim alarak bağımlılık yaratıyor, kişilikleri değiştirerek yedek kişilikler oluşturuyor, yalnızlaştırıyor ve dış dünyadan koparıyor. “Chat” yani internet ortamında sohbet bu açıdan böyle bir tehlikeyi de beraberinde barındırıyor. İnsanlık aktif bir şekilde pasifleştiriliyor, uyuşturuluyor. Chat, bir yandan sorunları paylaşmaya yardımcı olurken, bir yandan da sorunlardan ve gerçek dünyadan kaçmanın bir aracı oluyor. Üstelik bu durum yeni sorunları da beraberinde getiriyor. Sorunlu evliliklerde eşleri daha çok soruna boğarken, gençlerde de istenmeyen etkilere, okul yaşamında başarısızlıklara neden oluyor. İnsanlarda yabancılaşma ve yalnızlaşma ise ciddi psikiyatrik bozuklukların altyapısını oluşturuyor ya da bu bozuklukların açığa çıkmasını hızlandırıyor. Herhangi bir ruhsal sorunu olmayan kişilerin de, “chat modasına” uymaları durumunda, bir süre sonra bağımlı hale geldikleri ve ruhsal sorunlar yaşamaya başladıkları gösterilmiş.
İnsanlar neden “chat” yapar?
İletişim:
İletişim, bilgi üretme, aktarma ve adlandırma olarak tanımlanır. Açlık, susuzluk, cinsellik gibi güdüler fizyolojik güdüler olarak tanımlanırken merak, başarma gibi daha üst düzey güdülere sosyal güdüler adı veriliyor. Bazı güdülerin etkisiyle de insanlar “sosyal onay” alıyorlar. Burada prestij ihtiyacı öne çıkıyor ve günümüzde prestij ihtiyacını karşılamanın en kolay yolu olarak bilgisayar aracılığıyla “chat dünyasıyla” buluşma seçiliyor. Prestij kazanma hissi insanları her zaman heyecanlandırıyor, chat dünyasında da işte bu heyecanlara “yelken açılıyor”.
Moda:
İnternetin sağladığı olanaklar, chat, elektronik posta, mesaj gibi yeniliklerin toplumda ilgi çekiyor ve hızla öğreniliyor. Tüketim toplumlarında yeniliklerin hızlı yayılmasının bir nedeni de insani ilişkilerden çok “Ben de herkesin yapabildiğini yapıyorum ve diğerlerinden farklı değilim” psikolojisinin insanda gelişmesi. Kitle iletişim araçlarının toplumsal yaşamı önemli ölçüde etkilediği biliniyor.
Günümüzde ise televizyonun ve gazetenin yerini giderek bilgisayarlar alıyor. Bilgisayar ve internet ise, sağlıklı iletişim olanağının yanında olumsuzlukları da yaşamımıza taşıyor. Saatlerce, bazen sabaha kadar, bilgisayar başında oturup “chat” yaparak ya da “dolaşarak” bu modaya katılmak, sadece kol-omuz ağrıları gibi fiziksel rahatsızlıkları değil, ruhsal bozuklukları ve yabancılaşmayı da beraberinde getiriyor.
Empati:
Bir kişinin belirli bir duygusunu anlama ve durumu ona iletme “empati” olarak tanımlanabilir. Sanal dünyada da yedek kişiliklerle empatinin değişik olanakları yaratılıyor. Yaratılan “nick name” ile yedek kişilikler kimi zaman kişi ile özdeşleşirken kimi zaman da gerçekliğin tam dışına çıkıyor. Hatta kişiliğin ötesinde, sanal ortamda cinsiyet, yaş, sosyal statü, medeni hal bile değişiyor. Sanal demokrasi ve “chat modası” insanların gerçek ortamda, arkadaşlarıyla, aile bireyleriyle ve dostlarıyla yaptıkları özgür ve kalıcı sohbetleri de artık sınırlıyor ve gitgide ortadan kaldırıyor. Ne de olsa sanal dünyada seçenekler çok geniş ve özgürlük sınırsız!
Cinsellik:
Günümüz toplumu, cinsellik alanında da mutluluğun çok uzağında. Bastırılan ve yasaklanan cinsellik de serbest, ilkesiz, psikolojik paylaşımdan uzak ve “özgür” cinsellik de insanları mutlu edemiyor. Burada da tüketim toplumunun, kapitalizmin bireyci anlayışı ve yeni dünya düzeninin “rekabet” ortamı, insanı karşı cinsi, bir rakip, düşman, yararlanılması gereken bir nesne olarak düşünmeye zorluyor. Sahip olma ve yararlanma güdüsü, sanal ortamda da kendini gösteriyor. Sanal dünya giderek mutluluğu harcayan ve tüketen bir insan tipi yaratıyor. Chat odalarında cinsellik tüketiliyor, toplumsal açlık bilgisayar başında giderilmeye çalışılıyor.
Ticaret ve siyaset:
Günümüzde insanlar, hünerli makineleri canlı varlıklardan daha çok sever hale getirildi. Tüketim toplumunun yarattığı bu çarpıklıkta insanların karşılarındaki insanları bir nesne olarak görmelerinin önemi büyük. “Makine adamı” terimi, yeni insan tipini özetliyor.
Bağımlılık:
İnsanlarda heyecan ve merak uyandıran konular, böbrek üstü bezlerinin aşırı çalışmasına ve fazla miktarda katekolamin salgılanmasına neden olur. Bu maddeler doğal miktarlarda bir sorun yaratmazken aşırı salgılandıklarında beyinde iletişimi etkilerler ve vücutta bağımlılık yaratırlar. Chat modası ve internetin yanlış kullanımı gibi yeni heyecanlar da, esas olarak bu mekanizmayla bağımlılık yaratıyorlar.
Herjangi bir ruhsal sorunu olmayan kişilerin de, “chat modasına” uymaları durumunda, bir süre sonra bağımlı hale geldikleri ve ruhsal sorunlar yaşamaya başladıkları gösterilmiş. Bağımlılık geliştiğinde ise, aile içi sorunlar, okulda başarısızlıklar, fiziksel rahatsızlıklar, toplum yaşamından kopuş ve kişilikte oluşan hasarlar ise oldukça büyük boyutlarda yaşanıyor. Hiçbir nesne ilişkisi insan insana ilişki ve etkileşimin alternatifi değildir.
İnternet bağımlılığını önlemek için neler yapılabilir?:
- Sanal ortam yerine doğal ortam desteklenebilir.
- Arkadaşlık ilişkileri kuvvetlendirilir.
- Sosyal beceri eğitimi verilebilir.
- Zor durumlarda profesyonel yardım alınmalıdır.
- İnternet Kullanım Sözleşmesi.
YENİ İLAÇLAR VE ÖNEMİ
Yeni ilaçlar sayesinde birçok hastalık tedavi edilebilmektedir.
Tüm dünyada, üniversite ve ilaç firmalarındaki araştırmacıların ortak amacı; sağlığımız için kullanılan aşı ve ilaçların daha iyi hale getirilmesi ve tedavisi bugün için mümkün olmayan hastalıklar için çözüm bulunmasıdır.
30 yıl önce çocuk felci binlerce çocuğun hayatını etkilerken, bugün neredeyse sona ermiştir.
10 yıl önce AIDS hastalığında kullanılabilecek bir ilaç yok iken, bugün yaşam süresini uzatabilen tedaviler uygulanmaktadır.
Yeni ilaç, araştırma geliştirme çabalarının ve bilgi birikiminin gelişimi ile mümkündür.
Dünyada ortalama insan ömrü son 100 yılda 40’lı yaşlardan 70’li yaşlara ulaşmıştır. Bu ilerlemedeki en önemli nedenlerden biri, ilaç alanındaki araştırma ve geliştirme çalışmaları sonucu ortaya çıkan yeni tedavilerdir.
İlaç alanındaki araştırma ve geliştirme çalışmaları, uzun süreli ve yüksek maliyetlidir. Tek bir molekülün keşfedilerek bir ilaç haline gelmesi ve tıbbın hizmetine sunulmasına kadar yaklaşık 12 - 15 yıl geçmektedir.
Bu nedenle ilaç aslında bilgi üretimidir. (1)
İlacın değerli ve faydalı olmasını sağlayan, tıbbın hizmetine sunulmasına kadar süren titiz ve kapsamlı araştırmalardır.
(1): Charles M. Caruso, International Patent Counsel, MD
ISTANBUL TIP FAKÜLTESİ
Tıp eğitimine 1470 yılında başlayan Istanbul Tıp Fakültesi ülkemizin ve tüm dünyanın en köklü yüksek öğretim kuruluşları arasında yer almaktadır.
Fakülte, geçen yüzyıllar boyunca bir yandan Türk Milletine hekimler yetiştirerek sağlık hizmeti üretmiş, öte yandan bilimsel araştırmalarda ülkemizin en önde gelen kurumlarından biri olmuştur.
Cumhuriyet döneminde, her koşulda Atatürk İlke ve Devrimlerinin yılmaz bir savunucusu olan Istanbul Tıp Fakültesi, siyasal ve sosyal yönlerden de ülkeyi etkileyen çalışmaların içinde yer almıştır.
Fakülte, halen 112.000 m2 kampüs alanı içerisindeki 25 ayrı yapıda, yaklaşık 2.500 öğrenciye eğitim vermekte ve ülke sağlık ordusuna her yıl ortalama 450 hekim kazandırmaktadır.
Söz konusu hekimlerin yetişmesinde rol alan yaklaşık 500 öğretim üyesi ve yardımcıları, aynı zamanda 3000 yatak kapasiteli hastanede yılda 35.000 yatan hastaya ve 500.000 poliklinik hastasına da hizmet vermektedir.
Bu özellikleri ile dev bir sağlık kuruluşu olan İstanbul Tıp Fakültesi, 1997 yılından bu yana gerçekleştirdiği “Hasta Okulu” programı ile de kamuya yönelik önemli bir sağlık hizmetini yerine getirmenin gururunu yaşamaktadır.
Istanbul Tıp Fakültesi Hasta Okulu Yayınları: 2007
Uyuşturucudan İnternete Kadar Bağımlılık
Hazırlayan: Prof.Dr. Sedat Özkan