Nörolojik hastalıklar: Sinir sistemini etkileyen bozukluklar doğrudan insan psişizmasının düzenini ve işlevlerini etkiler, doğrudan psikiyatrik bozukluğa neden olma potansiyeli yüksektir. Esasen beyni etkileyen ve zedeleyen her hastalık daha önceden var olan psikiyatrik durumu açığa çıkarır ya da şiddetlendirir. Hastada değişik nitelik ve şiddette davranışsal, bilişsel ve duygulanıma ilişkin bozukluklar ortaya çıkar. Nöroloji kliniğine başvuran hastaların bir kısmı primer psikiyatrik bozukluktur. Nörolojik bozuklukla birlikte psikiyatrik bozukluk ortaya çıkmış olabilir ki burada en sıklıkla depresyon ve kaygı eşlik eder. Epilepsi, inme gibi bazı nörolojik hastalığın psikiyatrik komplikasyonları görülebilir. Mevcut ruhsal ve davranışsal bozukluklar alttaki organik bozukluğu şiddetlendirebilir.
İnme sonrası hastaları arasında depresyonun yaygınlık oranları %30-50 arasında değişmektedir. İnme sonrası depresyonun gidişi ve prognozu üzerine yapılan çalışmalarda:
- Depresyon için yüksek riskli dönemin inmeyi takiben 2 yıl olduğunu,
- Tedavi edilmeyen majör depresyonun bir senelik bir doğal seyri olduğunu,
- Tedavi edilmeyen minör depresyonun yaklaşık 2 yıllık kronik bir seyri olduğunu bildirmişlerdir.
Parkinson hastalığında en yaygın psikiyatrik bozukluk depresyondur (%40). Parkinsonda depresyon gelişiminde fiziksel özürlülük ve hastalığın neden olduğu psiko-sosyal güçlükler ve beyin biyokimyasındaki değişiklikler rol oynar. Multipl skleroz kişide ciddi ve sürekli zorlanma yaratır, depresyon sıktır. Burada organik hasardan çok, hastalığa ve hastalığın anlamına, algılanmasına ilişkin depresyon reaktif olarak gelişir. Sfinkter bozuklukları, çevreye bağımlı kalma endişesi, empotans, görme bozuklukları, kronik özürlülük haline ilişkin endişeler, işlevselliğin bozulması, depresyonun ortaya çıkmasında rol oynar. İntihar girişimleri, multipl sklerozda genel nüfusa göre 14 kez daha yüksektir. Epileptik hastaların da %30’unda intihar girişimi olduğu kaydedilmiştir. Epileptik hastada depresyon gelişimi (yeni) nöbet gelişimini kolaylaştırır. Depresyonda kaydedilen uyku, iştah bozuklukları ve davranışsal değişiklikler de nöbet riskini arttırır. Epilepsi süresi ile depresyon şiddeti arasında ilişki olduğu bildirilmiştir.
Koroner arter hastalığı (KAH): KAH hastalarında akut dönemde kaygı, panik ve inkar davranışı, kronik dönemde ise kayıp algısı ile birlikte depresyon gelişmektedir. KAH hastalarında depresyon zayıf psiko-sosyal rehabilitasyon ve yüksek mortalite ile bağlantılıdır. Çalışmalarda KAH teşhisi alan hastaların %18’inin majör depresyon tanısı aldıkları saptanmıştır. Depresyon öyküsü olan KAH hastaları çoğunlukla kadınlar, ağır depresif hastalar, umutsuzluk, başarısızlık ve suçluluk duyguları yaşayan hastalar olarak bildirilmiştir.
Endokrin ve metabolik hastalıklar: Hormonlar, davranışlar, merkezi sinir sistemi ve psikopatoloji arasındaki ilişki yüzlerce yıldır dikkati çekmiştir. Diyabet hastalığı, böbrek üstü bezleri, tiroid, paratiroid bezi hastalıkları ve prolaktin sekresyonu bozukluklarında en fazla psikiyatrik bozukluklar bildirilmiştir. Psikiyatrik bozukluklar içinde de en sıklıkla depresyon bildirilmiştir (cushing sendromunda depresyon yaygınlığı %63, diyabette %36 düzeyindedir). Alttaki endokrin bozukluk düzelse de psikiyatrik bozukluk devam edebilmektedir.
Depresyon ile kan şekeri düzensizliğinin kontrol edilme güçlüğü arasında ilişki bildirilmiştir. Depresyon kronik, özürlülük yaratan engellemeler ve komplikasyonlara yol açan böyle bir hastalığa tepkisel gelişmiş olabilir. Bazı ilaçlar depresyonun gelişmesini kolaylaştırabilir, gelişimsel yönden yatkın bir bireyde diyabet depresyonu ortaya çıkarmış olabilir. Diyabetin komplikasyonları ortaya çıktıkça yas ve depresyon daha sık gelişmektedir.
Hipotiroidizmde psikiyatrik bulgular başlangıçtan itibaren belirgindir. Hipotiroidizme eşlik eden depresyonda psikotik özellikler sıklıkla bildirilmiştir. Birçok vakada hipotiroidizm düzelmesine rağmen affektif bulgular devam eder. Hipertiroidizmde de depresyon yaygındır (%14-28) ve hastalığın fiziksel bulguları ortaya çıkmazdan önce depresyon ortaya çıkmaktadır. Hastaların çok büyük bir çoğunluğunda değişik şiddette duygu durum değişikliği, uyku, iştah, libidoyu içeren nörovejetatif bulgular gelişmektedir. Bu hastalarda kaygı hali yüksektir. Cushing’e bağlı depresyonda yaygınlaşmış anksiyete bozukluğu sıktır. İrritabilite sıklıkla eşlik etmektedir. Depresif sendromlarda düzelme ile plazma kortizol düzeyinde düşme arasında ilişki bildirilmiştir. Kişisel ya da aile öykülerinde affektif bozukluk olan hastalarda cushing hastalığı düzelmesine rağmen depresyon devam edebilmektedir.
Dermatolojik hastalıklar: Deri hastalıkları yaygın ve çok çeşitlidir. Bu hastalıkların bir çoğu kroniktir. Dermatolojik hastalıklar ciddi kozmetik bozukluklara yol açarlar ve hastaların iş alanlarını, ilgilerini, eğitimlerini, insanlar arası ilişkilerini olumsuz etkilerler. Kaşıntının yarattığı uyku bozukluğu algıyı, duyguyu ve psiko-sosyal işlevleri bozar. Ruhsal faktörlerin bir dizi deri hastalığının ortaya çıkışında, seyir ve şiddetinde etkili olduğu bilinmektedir. Bazı kişilerde hiçbir belirgin fiziksel sebep saptanmaz ve psikojen olduğu düşünülür. Zorlayıcı yaşam olayları ve depresyon hastalıkları kötüleştirebilmektedir. Sebep-sonuç ilişkisi net olmasa da hastalık gelişebilir ve sonuçta her iki durum birbirini olumsuz etkiler.
Cerrahi girişimler: Cerrahi girişimler hastada hastalığından kurtulma umudunun ve beklentisinin yanında psikolojik açıdan kendi bedenini, yaşantısını denetleyemeyeceği endişesine, vücut, organ ve doku kaybı kaygısına ve ölüm korkusuna neden olabilen girişimlerdir. İnkar, tedaviyi reddetme, deliryum, depresif reaksiyonlar, yaygın anksiyete bozukluğu, psikotik reaksiyon, alkol-sigara kullanımı gibi tedaviyi ve bakımı güçleştiren olumsuz alışkanlıklar, psiko-seksüel sorunlar genel olarak bu hastalarda ortaya çıkma potansiyeli yüksek olan ve işbirliği gerektiren durumlardır.
Cerrahi girişimler öncesi kaygı düzeyi çok yüksek olanlar ile kaygıyı inkar edenler, hastalık öncesi öykülerinde majör psikaiyatrik bozukluk (majör depresyon, psikotik bozukluk, panik bozukluk, alkol ve madde kullanımı) olanlar, kişilik bozuklukları tanımlayanlar ve ameliyata ilişkin gerçekçi beklentileri olmayan hastalar operasyon sonrası dönemde uyum ve depresyon gelişimi açısından riskli grubu oluştururlar. Bu hastalara psiko-sosyal hizmet sunulması, ameliyat öncesi aşamadan başlayan ve ameliyat sonrası dönemde devam eden sürekli bir işbirliği ile mümkündür.
Kadın hastalıkları ve doğum: Kadının ilk adet (menarj), gebelik, doğum ve menopoz gibi gelişim dönemleri kriz yaratmakta, bazı kişiler bu dönemlerle baş etmekte zorlanabilmektedir. Gebelik bir taraftan neşe, doyum, olgunluk, kendini gerçekleştirme, mutluluk kaynağı olabildiği gibi endişe, kaygılı bekleyiş, yüklenme de yaratabilmektedir. Gebeliğe eşlik edebilecek psikiyatrik bozukluklar arasında en önemlisi depresyon ve anksiyete (kaygı) bozukluğudur. Gebelik süresince (%4-%15) oranında depresyon görüldüğü bilinmektedir. Gebelikte depresyon için risk faktörleri, genç yaş, düşük sosyal destek, yalnız yaşama, daha fazla çocuğa sahip olmaktır. Ayrıca majör depresyon öyküsü olan kadında gebelik sırasında depresyonun tekrarlama riski yüksektir. Majör depresyon gebelik sırasında meydana geldiği zaman özellikle, intihar fikirleri ve yetersiz beslenmenin eşlik ettiğine işaret edilmiştir. Gebelikte görülen depresyon doğum sonrası depresyon riskini 3 kat arttırır ve yetersiz doğum öncesi bakım, zayıf beslenme ve intihar girişimlerine götürür. Yapılan çalışmalar doğum sonrası dönemin gebelik dönemine kıyasla 3-4 kez daha riskli olduğunu ortaya koymaktadır. Doğumu takip eden ilk 6 ay, kadın hayatındaki diğer dönemlere oranla psikiyatrik bozuklukların görülme sıklığı oldukça yüksektir. Doğum sonrası ruhsal reaksiyonların ortaya çıkışında, biyolojik, hormonal nedenler, ailesel faktörler psiko-sosyal çerçeve birlikte ele alınmalıdır. Doğum sonrası majör depresyon, kadınların %12-16’sında görülen, ciddi ve yaşamı tehdit edici bir bozukluktur. Doğum sonrası depresyon, doğumdan sonraki ilk 4 hafta içinde oluşan majör depresyon olarak tanımlanmasına rağmen, bazı çalışmalarda doğumu takiben 6-12 haftalarda en sıklıkla belirtilerin ortaya çıktığı bildirilmiştir. Bu dönemde uykusuzluk, dikkat azalması gibi belirtiler depresyon gelişimi açısından öncü belirtilerdir. Kadının daha önceki doğumlarından sonra depresyon öyküsü olması, tekrarlaması için özellikle önemli bir risk faktörüdür (%50). Gebelikte ortaya çıkan depresyonun doğum sonrası devam etmesi %35’lik yüksek riski taşır. Anne sütü vermeyenlerde doğum sonrası depresyonun biraz daha sık olduğu bildirilmiştir. Sosyo-ekonomik yetersizlikler, anne ve çocuk sağlığı ve ilgili sorunlar depresyonu arttırmaktadır. Bebeğin bakımı, ev işleri varsa diğer çocukların bakımı, anne için ciddi zorluklar oluşturur. Sosyal desteğin, özellikle eşin desteğinin eksikliği doğum sonrası depresyon riskini arttırır. Doğum sonrası depresyon özellikle tedavi edilmediğinde yeni doğanın iyiliği, duygusal, psikolojik, zihinsel gelişimi üzerinde etkiye sahiptir.
Jinekolojik kanserler: Kadın hastalıkları, özellikle jinekolojik kanserler sadece yaşamı tehdit ettiği için değil, aynı zamanda üreme, cinsellik ve kadınlıkla ilgili organları etkilediği için önemli stresler yaratırlar. Uygulanan cerrahi girişimler (rahmin alınması, yumurtalıkların alınması, memenin alınması, vb.) sebep oldukları hormonal değişiklik, cinsel işlevler ve ürogenital işlevlerde yarattığı komplikasyonlar ve bunların görünüme, ilişkiye etkisiyle, beklenti ve umutlar yanında sembolik anlamı ile kadınlık kaybına ilişkin algıyla bağlantılı psikiyatrik komplikasyonlara yol açarlar. Kemoterapi uygulamalarının bazıları yarattığı yan etkilerle bağlantılı olarak fizyolojik depresyona yol açabilir. Görünümdeki değişiklikler benlik algısını, özgüveni, kadınlık algısını ve cinselliği olumsuz etkiler. Hastalığın nüks etme endişesi yanında organ kaybına bağlı çeşitli psikolojik sıkıntılar gelişir. Eşin algısı ve ilişki tarzı, kadının kendini algılaması üzerinde önemli bir etkiye sahiptir.
Fiziksel hastalıklarda depresyon tedavi edilebilir, depresyonun “beklenebilir”, “anlaşılabilir” olması tedavi gereksinimini reddettirmez. Tıbbi hastalarda depresif semptom ve sendromlar yaygın olmakla birlikte çoğunlukla tanınmazlar.
Oysa ki, fiziksel hastalığa eşlik eden depresyon;
- hastaların uyumunu,
- tedaviye yanıtını,
- fiziksel hastalığın seyrini
olumsuz olarak etkiler.
Depresyondaki kişilerde;
- sağlık harcamaları,
- işten uzaklaşma,
- ölüm oranları daha yüksektir,
- yaşam kalitesi ileri düzeyde bozulmaktadır.
TEDAVİ
Depresyon, zamanında başvuru ve uygun tedavi ile rahatlıkla tedavi edilebilen bir hastalıktır. Depresif yakınmalarınız varsa kendiniz, çevreniz ve geleceğiniz için bir psikiyatriste başvurun, hastalanma ve yardım isteme hakkınızı kullanın. Umutsuzluk hastalığın kendisi olduğunda, umutsuzluğunuzu paylaşmak iyiliğe giden yolun ilk adımı olacaktır. Ne depresyon, ne de yardım almak utanılacak bir durum değildir. Unutmayın ki, depresyon, basit egzersizlerle, diyet uygulamasıyla ya da tatile çıkmakla çözülecek bir problem değildir.
Son yıllarda depresyonu tedavi edici ilaçlarda çok hızlı bir gelişme kaydedilmiştir. Tedavi programı biyolojik tedavileri, kriz müdahale psikoterapisini ve psiko-sosyal tedavileri birlikte içermelidir. Psikoterapi (kognitif, davranışçı, interpersonal, psikoanalitik, destekleyici) etkilidir. Doktor, her hastaya uygun tedavi şeklini birçok faktöre dayanarak seçecektir.
Unutmayalım ki, depresyon:
Sık rastlanan,
Zayıflıkla alakası olmayan,
Utanılmaması gereken,
Tedavisi olan ve uygun tedaviyle iyileşen, bir hastalıktır.
İlaç tedavisi (Psikotrop ilaçlar)
Antidepresan ilaçlar beyindeki kimyasal maddeleri düzenleyerek etki gösterirler. Bu ilaçlar daha iyi hissetmenize yardımcı olurlar ve böylece, problemlerinizle daha etkin bir şekilde uğraşabilir ve yaşamınızdan daha keyif almaya başlayabilirsiniz. Depresyon ilaçları mutlaka doktor tavsiyesiyle alınmalıdır.
Bütün ilaçlar gibi psikotrop ilaçların da yan etkileri vardır. Fakat bunlar genelde hafiftir ve tedavi devam ettikçe kaybolurlar. Eski antidepresanlarda sıkça görülen yan etkiler; ağız kuruluğu, görme bozukluğu, kabızlık ve kilo almadır. Yeni antidepresanlarda görülen en yaygın yan etkiler ise mide bulantısı, baş ağrısı, uykusuzluk ve sersemliktir. Doktorunuz size ne beklemeniz gerektiğini söyleyecek, sizi endişelendiren bir şey olup olmadığını soracaktır. Eğer tedaviden dolayı normal aktivitelerde bir zorlanma hissediliyorsa doktora danışılmalı. Gerekliyse ağrı kesicilerle, doğum kontrol haplarıyla, antibiyotiklerle alınabilir. Alkol almamakta fayda vardır.
İlaçların etkileri kullanmaya başladıktan genellikle 2-3 hafta sonra başlar. Tedaviyi en az 6 ay sürdürmek gerekir. Erken kesildiğinde (daha iyi hissedilmesi, ekonomik nedenler, yan etkiler vs. nedeniyle) depresyon riski artar. Antidepresan ilaçlar uyuşturucu değildirler, alışkanlık yada bağımlılık yapmazlar. Özellikle yeni grup ilaçlar sosyal yaşamı etkilemeksizin depresyonu tedavi ederler. Bu psikotrop ilaçların fiziksel hastalıklarda kullanımına ilişkin ilke ve farklılıklar dikkate alınmalıdır. Doktora böbrek, kalp, tiroid vs. hastalıklarınız var ise hatırlatmak gereklidir.
Tedavinin birinci ayının sonunda hasta kendini daha iyi hissedecek. Önemli olan tedaviye devam etmek. Hasta kendini iyi hissetmeye başladıktan sonra eğer tedavi erken kesilirse yeniden eski depresif duruma dönüş olabilir ve bu açıdan tedaviyi yarım bırakmamak gerekir.
Psikoterapi
Doktorunuzun vereceği karara göre, sadece psikoterapi yapılabilir ya da ilaç tedavisiyle birlikte uygulanabilir. Psikoterapi, hastaya bireysel uygulanabileceği gibi grup veya aile terapisi şeklinde de uygulanabilir. Süresi, uygulanan tedavi modeline ve depresyonun ciddiyetine göre değişir. Tedavide amaç o anki hastalığı tedavi etmenin yanında tekrarını önlemektir.
Psikoterapi kişinin bütünüyle ilgilenir. Bireysel ve grup psikoterapi çeşitleri ve farklı yöntemleri vardır, ama hepsi aşağıdaki faktörleri içerirler;
- Hasta ve profesyonel arasında güvenli bir ilişki,
- Düşünceleriniz, duygularınız ve problemleriniz hakkında rahatça ve açıkça konuşma fırsatı,
- Endişe edici düşüncelerinizle, olumsuz duygularınızla ve günlük problemlerinizle baş etmede yardımcı olma.
Biyolojik tedavilerin yanında kişinin değişen realiteye başarılı baş etme yöntemlerinin genelleştirilmesinin sağlanması, kognisyonun ele alınması, psiko-sosyal zorlanmalar ve algısal stilin düzeltilmesi, insanlar arası ve davranışsal baş etmelerin düzeltilmesi, yani kişinin ego işlevi ile çevre etkileşimlerinin değerlendirilmesi gereklidir. Bedenin kendini tamir çabası, kişinin kendine bilinçli yardım alabilme, ruhsal dünyasının uyum potansiyeli ve çevre destek sistemleri ile bütünleştirilmelidir. Hastayla ilişkide hastalığa ilişkin bilgi, alternatiflerin sunulması, sınırlılıklar yanında, yapabileceklerinin belirtilmesi önemli. Duygu ifadesi, paylaşım, aktarım, komünikasyon, bilgilendirme, ruhsal tedavi ve destek gereklidir.
Bunlara ek olarak
- Düzgün beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve aile çevresinden destek tedaviyi olumlu etkileyecektir.
- Gereksiz müdahale, tetkik ve reçeteden kaçınılması,
- Duygu ifadelerinin desteklenmesi,
- Düşünce dilindeki yanlış genelleştirmelerin, negatif yorumların ele alınması,
- Yeni ilgi ve uğraş, kendisini ifade etme alanları sağlanması,
- Daha aktif olmak,
- Kendiniz, yaşamınız ve geleceğiniz ile ilgili düşünce biçiminizi gözden geçirmek,
- Düşünceleri yeniden yapılandırmak,
- Günlük faaliyetleri arttırmak, yapmak istediğiniz şeyleri kaydedip, bununla ilgili uygulanabilir günlük planlar yapmak,
Planınızı hazırlarken;
- Her akşam ertesi gün neler yapabileceğinizi düşünün.
- Yapabileceklerinizin bir listesini hazırlayın.
- Günün ilk saatleri için nispeten kolay şeyler planlayın.
- Eğer bütün günü planlamak zor gelirse, günü parçalara bölün.
- Planladığınız şeyler ne çok kolay, ne de çok zor olsun.
- Planınızda hem hoşunuza gidecek işlere, hem de yapmak zorunda olduğunuz işlere yer verin, ikisini dengelemeye çalışın.
- Şu günlerde yapmaktan hoşlandığınız hiçbir şey olmayabilir. Bu durumda eskiden yapmaktan zevk aldığınız işleri düşünün.
- Sizi çok zorlayacak birden fazla işi aynı gün için planlamayın.
Planınızı uygularken;
- Kendinizi yüreklendirin.
- Esnek olun.
- Yedek faaliyetler planlayın.
- Planlarınız uygulanabilir olsun.
- Yaptıklarınızı gözden geçirin.
- Sabırlı olun.
Düşünce biçimini gözden geçirmek önemlidir.
Olumsuz düşüncelerle mücadelede ilk adım, “nasıl düşündüğünüzü” ve bu düşüncelerin “duygularınızı nasıl etkilediğini “ fark edebilmektir. Daha sonraki adım, daha gerçekçi ve alternatif düşünceler üretmeye çalışmaktır.
Olumsuz düşünceleri sorgulamayı öğrenmek önem taşır. Kendinize sormanız gereken sorular:
- Düşüncenizi destekleyen kanıtlar var mı? Varsa neler?
- Olaya farklı yönlerden bakmak mümkün mü? Farklı bakış açıları olabilir mi?
- Düşünceler kendinizi nasıl hissetmenize yol açıyor? Sizi nasıl etkiliyor?
- Bu düşüncem doğru mu, bunu destekleyen kanıtlar var mı?
- Bu olaya farklı yönlerden bakmayı ihmal mi ediyorum?
- Başka biri benzer bir durumda ne düşünürdü?
- Kendimi iyi hissettiğim zamanlarda bu olaya nasıl bakardım?
- Bu şekilde düşünmek bana yardımcı mı, yoksa engel mi oluyor?
Eğer depresyonda iseniz…
- Depresyonun bir hastalık olduğunu kabul edin, zayıflık ya da utanılacak bir durum olmadığını bilin ve bir uzmana başvurun.
- Kendinizi daha iyi hissetmeye başlayana kadar evlilik, iş ya da para konularında önemli kararlar vermekten kaçının.
- Yalnız kalmamaya, diğerleri ile iletişime özen gösterin.
- Kişiliğinize, ilgi alanlarınıza yönelik uğraşılarınıza devam edin.
- Olumsuz düşüncelerinizin farkına varmaya çalışın. Gerçeğe uygunluğunun sınayın.
- Alternatif düşünce tarzı geliştirmeye çalışın.
Aşağıdaki ölçek, depresif belirtilerin varlığını ve şiddetini ölçmeye yaramaktadır.
Beck Depresyon Ölçeği
Aşağıda gruplar halinde bazı cümleler yazılıdır. Her gruptaki cümleleri dikkatle okuyunuz. BUGÜN DAHİL GEÇEN HAFTA içinde kendinizi nasıl hissettiğinizi en iyi anlatan cümleyi seçiniz. Seçtiğiniz cümlenin yanındaki numarayı daire içine alınız. Bir grupta, durumunuzu tanımlayan birden fazla cümle varsa, her birini daire içine alarak işaretleyiniz. Seçiminizi yapmadan her gruptaki cümlelerin hepsini dikkatle okuyunuz.
1. |
0. |
Kendimi üzüntülü ve sıkıntılı hissetmiyorum. |
|
1. |
Kendimi üzüntülü ve sıkıntılı hissediyorum. |
|
2. |
Her zaman üzüntülü ve sıkıntılıyım, kendimi bu duygudan kurtaramıyorum. |
|
3. |
Öylesine üzüntülü ve sıkıntılıyım ki, artık dayanamıyorum. |
2. |
0. |
Gelecek hakkında umutsuz ve kararsız değilim. |
|
1. |
Geleceğe biraz umutsuz bakıyorum. |
|
2. |
Gelecekten beklediğim hiçbir şey yok. |
|
3. |
Benim için bir gelecek yok ve bu durum düzelmeyecek. |
3. |
0. |
Kendimi başarısız görmüyorum. |
|
1. |
Çevremdeki birçok kişiden daha çok başarısızlıklarım oldu sayılır. |
|
2. |
Geçmişime baktığımda başarısızlıklarla dolu olduğunu görüyorum. |
|
3. |
Kendimi tümüyle başarısız bir kişi olarak görüyorum. |
4. |
0. |
Birçok şeyden eskisi kadar zevk alıyorum. |
|
1. |
Birçok şeyden eskisi kadar zevk alamıyorum. |
|
2. |
Artık hiçbir şey bana tam anlamıyla zevk vermiyor. |
|
3. |
Bana zevk veren hiçbir şey yok. Her şeyden sıkılıyorum. |
5. |
0. |
Kendimi her hangi bir şekilde suçlu hissetmiyorum. |
|
1. |
Kendimi zaman zaman suçlu hissediyorum. |
|
2. |
Çoğu zaman kendimi suçlu hissediyorum. |
|
3. |
Kendimi her zaman suçlu hissediyorum. |
6. |
0. |
Bana cezalandırılmışım gibi gelmiyor. |
|
1. |
Bazı şeyler için cezalandırılabileceğimi hissediyorum. |
|
2. |
Cezalandırılmayı bekliyorum. |
|
3. |
Cezalandırıldığımı hissediyorum. |
7. |
0. |
Kendimden memnunum. |
|
1. |
Kendimden pek memnun değilim. |
|
2. |
kendime çok kızıyorum. |
|
3. |
Kendimden nefret ediyorum. |
8. |
0. |
Kendimi diğer insanlardan daha kötü görmüyorum. |
|
1. |
Zayıf yanlarım ya da hatalarım için kendi kendimi eleştiririm. |
|
2. |
Hatalarımdan dolayı çoğu zaman kendimi suçluyorum. |
|
3. |
Her kötü olayda kendimi suçluyorum. |
9. |
0. |
Kendimi öldürmek gibi düşüncelerim yok. |
|
1. |
Zaman zaman kendimi öldürmeyi düşündüğüm oluyor fakat yapmıyorum. |
|
2. |
Kendimi öldürmek isterdim. |
|
3. |
Fırsatını bulsam kendimi öldürürüm. |
10. |
0. |
0. Her zamankinden fazla ağladığımı sanmıyorum. |
|
1. |
Zaman zaman içimden ağlamak geliyor. |
|
2. |
Çoğu zaman ağlıyorum. |
|
3. |
Eskiden ağlayabilirdim şimdi istesem de ağlayamıyorum. |
11. |
0. |
Her zaman olduğumdan daha sinirli değilim. |
|
1. |
Eskisine kıyasla daha kolay kızıyor ya da sinirleniyorum. |
|
2. |
Çoğu zaman sinirliyim. |
|
3. |
Eskiden sinirlendiğim şeylere bile artık sinirlenmiyorum. |
12. |
0. |
Başkaları ile görüşmek, konuşmak isteğimi, ilgimi kaybetmedim. |
|
1. |
Başkaları ile eskisinden daha az konuşmak, görüşmek istiyorum. |
|
2. |
Başkaları ile konuşma, görüşme isteğimi kaybettim. |
|
3. |
Artık hiç karar veremiyorum. |
13. |
0. |
Eskiden olduğu kadar kolay karar verebiliyorum. |
|
1. |
Şu sıralarda kararlarımı vermeyi erteliyorum. |
|
2. |
Karar verirken eskisine kıyasla çok güçlük çekiyorum. |
|
3. |
Artık hiç karar veremiyorum. |
14. |
0. |
Dış görünüşümün eskisinden daha kötü olduğunu sanmıyorum. |
|
1. |
Yaşlandığımı ve çekiciliğimi kaybettiğimi düşünüyor ve üzülüyorum. |
|
2. |
Dış görünüşümde artık değiştirilmesi mümkün olmayan olumsuz değişiklikler olduğunu düşünüyorum. |
|
3. |
Kendimi çok çirkin uluyorum. |
15. |
0. |
Eskisi kadar iyi çalışabiliyorum. |
|
1. |
Bir işe başlamak için eskisine göre kendimi daha fazla zorlamam gerekiyor. |
|
2. |
Hangi iş olursa olsun, yapabilmek için kendimi çok zorlamam gerekiyor. |
|
3. |
Hiçbir iş yapamıyorum. |
16. |
0. |
Eskisi kadar rahat uyuyabiliyorum. |
|
1. |
Eskiden olduğu kadar rahat uyuyamıyorum. |
|
2. |
Eskisine göre 1-2 saat daha erken uyanıyorum ve tekrar uyumakta zorlanıyorum. |
|
3. |
Her zamankinden çok daha erken uyanıyorum ve tekrar uyuyamıyorum. |
17. |
0. |
Eskisine kıyasla daha çabuk yorulmuyorum. |
|
1. |
Eskisinden daha çabuk yoruluyorum. |
|
2. |
Yaptığım hemen her şey beni yoruyor. |
|
3. |
Kendimi hiçbir şey yapamayacak kadar yorgun hissediyorum. |
18. |
0. |
İştahım her zamanki gibi. |
|
1. |
İştahım eskisi kadar iyi değil. |
|
2. |
İştahım çok azaldı. |
|
3. |
Artık hiç iştahım yok. |
19. |
0. |
Son zamanlarda kilo vermedim. |
|
1. |
Son zamanlarda istemediğim halde 3 kilodan fazla kaybettim. |
|
2. |
Son zamanlarda istemediğim halde 5 kilodan fazla kaybettim. |
|
3. |
Son zamanlarda istemediğim halde 7 kilodan fazla kaybettim. |
|
|
Daha az yiyerek kilo vermeye çalışıyorum. |
20. |
0. |
Sağlığım beni fazla endişelendirmiyor. |
|
1. |
Ağrı, sancı, mide bozukluğu gibi rahatsızlıklar beni endişelendiriyor. |
|
2. |
Sağlığım beni endişelendirdiği için başka şeyleri düşünmek zorlaşıyor. |
|
3. |
Sağlığım hakkında o kadar endişeleniyorum ki, başka hiçbir şey düşünemiyorum. |
21. |
0. |
Son zamanlarda cinsel konulara olan ilgimde bir değişme fark etmedim. |
|
1. |
Cinsel konularla eskisinden daha az ilgiliyim. |
|
2. |
Cinsel konularla şimdi çok daha az ilgiliyim. |
|
3. |
Cinsel konulara olan ilgimi tamamen kaybettim. |
YENİ İLAÇLAR VE ÖNEMİ
Yeni ilaçlar sayesinde birçok hastalık tedavi edilebilmektedir.
Tüm dünyada, üniversite ve ilaç firmalarındaki araştırmacıların ortak amacı; sağlığımız için kullanılan aşı ve ilaçların daha iyi hale getirilmesi ve tedavisi bugün için mümkün olmayan hastalıklar için çözüm bulunmasıdır.
30 yıl önce çocuk felci binlerce çocuğun hayatını etkilerken, bugün neredeyse sona ermiştir.
10 yıl önce AIDS hastalığında kullanılabilecek bir ilaç yok iken, bugün yaşam süresini uzatabilen tedaviler uygulanmaktadır.
Yeni ilaç, araştırma geliştirme çabalarının ve bilgi birikiminin gelişimi ile mümkündür.
Dünyada ortalama insan ömrü son 100 yılda 40’lı yaşlardan 70’li yaşlara ulaşmıştır. Bu ilerlemedeki en önemli nedenlerden biri, ilaç alanındaki araştırma ve geliştirme çalışmaları sonucu ortaya çıkan yeni tedavilerdir.
İlaç alanındaki araştırma ve geliştirme çalışmaları, uzun süreli ve yüksek maliyetlidir. Tek bir molekülün keşfedilerek bir ilaç haline gelmesi ve tıbbın hizmetine sunulmasına kadar yaklaşık 12 - 15 yıl geçmektedir.
Bu nedenle ilaç aslında bilgi üretimidir. (1)
İlacın değerli ve faydalı olmasını sağlayan, tıbbın hizmetine sunulmasına kadar süren titiz ve kapsamlı araştırmalardır.
(1): Charles M. Caruso, International Patent Counsel, MD
--------------------------------------------------------------------------
ISTANBUL TIP FAKÜLTESİ
Tıp eğitimine 1470 yılında başlayan Istanbul Tıp Fakültesi ülkemizin ve tüm dünyanın en köklü yüksek öğretim kuruluşları arasında yer almaktadır.
Fakülte, geçen yüzyıllar boyunca bir yandan Türk Milletine hekimler yetiştirerek sağlık hizmeti üretmiş, öte yandan bilimsel araştırmalarda ülkemizin en önde gelen kurumlarından biri olmuştur.
Cumhuriyet döneminde, her koşulda Atatürk İlke ve Devrimlerinin yılmaz bir savunucusu olan Istanbul Tıp Fakültesi, siyasal ve sosyal yönlerden de ülkeyi etkileyen çalışmaların içinde yer almıştır.
Fakülte, halen 112.000 m2 kampüs alanı içerisindeki 25 ayrı yapıda, yaklaşık 2.500 öğrenciye eğitim vermekte ve ülke sağlık ordusuna her yıl ortalama 450 hekim kazandırmaktadır.
Söz konusu hekimlerin yetişmesinde rol alan yaklaşık 500 öğretim üyesi ve yardımcıları, aynı zamanda 3000 yatak kapasiteli hastanede yılda 35.000 yatan hastaya ve 500.000 poliklinik hastasına da hizmet vermektedir.
Bu özellikleri ile dev bir sağlık kuruluşu olan İstanbul Tıp Fakültesi, 1997 yılından bu yana gerçekleştirdiği “Hasta Okulu” programı ile de kamuya yönelik önemli bir sağlık hizmetini yerine getirmenin gururunu yaşamaktadır.
Istanbul Tıp Fakültesi hasta Okulu Yayınları: 2007
Depresyon
Hazırlayan: Prof. Dr. Sedat Özkan