HASTANIN YOĞUN BAKIMDAN ÇIKMASI
Tam olarak iyileşenlerin yoğun bakımdan çıkması, hasta ve yakınlarını için de sağlıkçılar için de çok sevindirici bir durumdur. Ağır bir inme geçirerek yoğun bakımda tedavi edilenlerin tam düzelememesi de elbette üzücüdür.

Ağır bir hasarla iyileşen ve başkasının bakıma ihtiyacı olan bazı hastaların yoğun bakımdan çıkarılması sorun oluşturabilmektedir. Bazen bu kişilere bakacak insan ya da olanak bulunamamaktadır. Bazen de hasta ailesinin bireyleri, bu öngörülememiş yükü taşımak istememektedir. Bu yüzden hastanın yoğun bakımdan çıkarılma zamanı geldiğinde sorunlar oluşabilmektedir. Bazı hasta yakınları sorunun çözümü için kafa yormak yerine hastalarının yoğun bakımda daha uzun sürelerle kalması için torpil aramakta, ülkemizin "özel" koşulları yüzünden, bazen de başarıya ulaşmaktadırlar. Böylece zaten az olan "yoğun bakım yatakları" acil durumdaki hastaya kapanmaktadır.

ÖNEMLİ KİŞİLER
Kendisi ya da bir yakını ünlü, zengin, politikacı, gazeteci veya sağlıkçı olan hastalar, yoğun bakım biriminin işleyişini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Yoğun bakım doktoru, "önemli" bir hasta yakınına "diğer hastalara nasıl bakıyorsak, sizin hastanıza da öyle bakıyoruz" dediği zaman, sıradan insana yeterince iyi bakılmadığını düşünen "önemli" kişi ya da yakını bu sözü "sizin için bir şey yapamam" şeklinde algılanmakta, bu yüzden de hastanın daha iyi bakılmasını sağlamanın yollarını aramaktadır. Bu arayışların ve sonuçlarının yoğun bakım çalışanlarını üzmek dışında bir işe yaramadığı bilinmelidir.

YOĞUN BAKIMDA HASTA ZİYARETİ
Nörolojik yoğun bakım birimine hasta ziyareti kısıtlıdır. Hastanın durumu ağırlaştıkça, aile bireylerinin, dost ve arkadaşlarının ziyaret etme isteği artmaktadır. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Ancak hastanın çıkarlarına aykırıdır. Yoğun bakım hastasının ihtiyacı olan şey ziyaretçiler değildir. Bunu kavrayabilmek ve sabredebilmek hasta yakınlarına düşmektedir. Hastaların birinci derece yakınları, belirli saatlerde ve kısa süreli olmak üzere birime alınmaktadır. Bilinci tam kapalı olmayan ve yakınlarının sevgi ve desteğine ihtiyacı olan hastalar için farklı uygulamalar yapılmaktadır. Bu özel durum dışında, hasta yakınları ve tanıdıkların ziyaret için ısrarları, yoğun bakım çalışanları için ciddi bir sorundur.

ÖLÜM
Yoğun bakıma alınan kişilerin bir çoğunda ölüm riski olduğu açıktır. Kimin tamamen iyileşeceği, kimin öleceği, kimin ne kadar süreyle sağ kalacağının önceden kesin olarak bilinmesi güçtür. Ancak hekimin hastanın bulgularına dayanan bazı öngörüleri vardır. Bunları hastanın yakınlarına aktarır.

Geçerli olan yasalara göre, hasta asla geri dönemeyecek kadar ağır bir durumda olduğunda bile, yoğun bakım biriminde uygulanan bakım ve tedaviler acısından bir değişiklik yapılamaz. Bazı kişiler, bunun tersine bazı hastaların kasten öldürüldüğünü düşünmektedir. Bu yargı, canına dişine takmış çalışan yoğun bakım çalışanlarına, en hafifinden söylersek, saygısızlıktır.Bazen, yaşama geri dönmesi mümkün olmayan kişilerin, ölmesi de mümkün olmamaktadır. Bu hal, içinden çıkılması çok zor durumlara neden olabilir. Yaşamı uzatmak ve kalitesini artırmak için var olan tıp, bazen ölümü uzatmakta ve yaşam kalitesi söz konusu bile olamamaktadır. Bu da yoğun bakımda çalışanlarının bir diğer üzüntü kaynağıdır.

HASTA YAKINLARININ SORUNLARI
Bir yakınında aniden inme gelişen hasta yakınları çok etkilenirler.

Gelişen bu durumun nedenini, ondan da önemlisi sonucunu bilmek isterler. Hekim bu konunun uzmanı olsa da, işin başındayken bunu bilmesi neredeyse olanaksızdır.

Hasta yakınları, hastasını doğru merkezde, doğru ellere teslim ettiğinden emin olmalıdır. Bundan kuşkuya düştüğünde, "konsültasyon" yaptırmak en doğal hakkıdır. Konuyla ilgili başka uzmanların hastanın yattığı birime gelip hastalarını görmesini sağlayabilir, böylece yapılan tedaviden ve bakımdan daha emin olabilirler.

Bazı kişiler, bu merkez yerine diğer merkezin, bu hekim yerine diğer hekimin daha iyi olduğu ön yargısı ile, hastalarını başka hastanelere naklettirmektedirler. Yoğun bakımı gerekli kılan nörolojik hastaların bir çoğunda, bu nakiller sırasında beyindeki hasar artmaktadır. Böylece beklenen yarar yerine zarar oluşmaktadır.

Bazı hasta yakınları da başka konulardan alıştıkları üzere, torpil aramaya başlamaktadırlar. Bu arayışlar, yoğun bakım çalışanlarının hastayla uğraşmak yerine gereksiz telefon ve rica girişimlerini cevaplamakla uğraşmasına neden olmaktadır. Oysa, bir yoğun bakım birimine alınan hastaya yapılan tedaviler ve bakım, onun sosyal, ekonomik vb. statüsünden bağımsızdır.

Yatan hastalarda kullanılacak her türlü ilaç ve malzemenin hastane eczanesince temini yasal zorunluluktur. Ancak uygulamada aksamalar vardır. Hastane eczanesinde bulunmayan ilaç ve malzemeleri gerekli olduğu sırada temin etmek, hasta yakınları için ciddi bir uğraştır. Bu zorluğa kızanlar, gerekli ilaç ve malzemenin neden hastane eczanesinde bulunmadığı sorusunu yoğun bakım çalışanlarına yöneltmektedir. Bu sorunun yanıtı yoğun bakım çalışanlarında değildir ama hasta yakınlarının eline reçete veren onlar olduğundan, tepkileri de göğüslemek zorunda kalmaktadır.

YOĞUNBAKIM ÇALIŞANLARI İLE İLİŞKİLER
Özellikle ilk başta, hasta yakınları ile sağlıkçılar arasında, gizli ya da açık bir gerginlik yaşanır. Sorunun boyutu yeterince ortaya çıkana, hastanın durumunun ne olacağı hakkında daha sağlam öngörülere ulaşana kadar geçecek süreçteki bu gerginliği azaltmak ve sabırla bekleyebilmek bazen çok güç olmaktadır. Bazen gereksiz taşkınlıklar yaşanmakta, hatta bazen bu taşkınlıklar yoğun bakım çalışanlarına zarar vermektedir.

Hasta yakınları ile sağlıkçıların görüşmesi, sorunun çözümüne katkı sağlayacak şekilde olmalıdır. Karşı tarafı suçlamanın, sorunları çözmek yerine büyüteceği unutulmamalıdır.

Bazı sağlıkçılar, tıpkı başka meslekten insanlarda da olduğu gibi, iyi iletişim kuramazlar. Aynı şekilde bazı hasta yakınlarının da iletişim sorunları olabilir. Bazen de hasta yakınları kendi duymak istemedikleri şeyleri söyleyen hekimi anlamak istemezler. Bu tür durumlar sorunlar oluşturur.

İyi bir iletişimin anahtarının, "kendini karşı tarafın yerine koyabilmek" olduğu unutulmamalıdır. Yoğun bakımda olmak, başlı başına ciddi bir sorundur. Hasta ve yakını için olduğu kadar, sağlık çalışanları için de sorundur. Hasta yakınlarının içinde olduğu üzüntülü durumu, sağlıkçıların anlamaya çalışması beklenir. Sürekli olarak "yoğun bakım birimi" gibi üzücü bir ortamda çalışmanın sağlıkçılar üzerindeki olumsuz etkisi de hasta yakınları tarafından iyi anlaşılmalıdır. Bu kadar yıpratıcı bir ortamda, zorunlu olarak karşılaşan bu iki taraf, birbirlerini daha da yıpratmamaya özen göstermelidir.

SON SÖZ
"Nörolojik Yoğun Bakım" 2000'li yıllarda yaygın olarak bilinmeye başlanmıştır ve ülkemizde de giderek gelişmektedir. Henüz, yurdumuzda da dünyada da, gerek olan her durumda, gereksinen her kişiye, gereken nitelikte "nörolojik yoğun bakım hizmeti" sunulamamaktadır. Bu konuda yapılacak çok iş vardır.

Hiç kimsenin yoğun bakım birimine gereksinimi olmaması dileğiyle.

Ek Not:
İlaç konusunda bazı yanılgılar
İlaçlar konusunda bazı yanlış kanılar vardır:

-Bazılarına göre, ilaçların şekilleri ile etkinlikleri arasındaki bir sıralama vardır. "Şurup, damla, hap, kalçadan iğne, damardan iğne ve en son olarak serum" şeklinde bir önem sıralaması olduğu sanılmaktadır. Oysa böyle bir etkinlik sıralaması yoktur. En başta yazılanların, sonra yazılanlara göre daha az etkili olduğu, yani serumun iğneden, hapın damladan daha etkili olduğu vb. kesinlikle doğru değildir.

Bir diğer yanılgı da ilacın etkisini miktarı ile doğrudan bağlantılı sanmaktır. Bazıları bu küçücük hap ne işe yarayacak ki düşünürken, bazıları da kaç şişe serum takıldığının hesabını yapar. Oysa o minicik hapın beden üzerinde çok ciddi bir etkinliği olabilir.

İlaçların bedene girebilme ve gereken yerlere ulaşabilme yetenekleri de farklıdır. Bazı ilaçlar mide-barsak yolundan geçtiğinde etkisini yitirdiği için iğne. şeklinde uygulanmaktadır vb. Bazen de deri yada mukoza yoluyla emilmesi daha kolay olduğundan söz konusu ilaç cilt yoluyla, yada ağız-burun vb. yoluyla uygulanabilir.

İlaçların uygulama yeri ile etkilerinin oluştuğu yer de farklı olabilir. Örneğin saçlara sürülen bir ilaç kafa derisinden emilerek kan dolaşımına karışabilir, böylece zehirlenmeye neden olabilir hatta beyni etkileyip koma yapabilir. Aynı şekilde cilde sürülen bir krem mide kanaması nedeni olabilir. Ağza alınıp çalkalanan bir başka kimyasal madde, yutulmadığı halde, ağız içindeki hücrelerden doğrudan emilerek kişinin kanına ulaşıp istenen yada istenmeyen etkilere neden olabilir vb.

Sonuç olarak; ilaçların etkisi bu kıstaslarla, yani ilacın uygulandığı yer, ilacın biçimi ve ilacın miktarları ile değerlendirilemez. Bir ilacın ne şekilde uygulanacağı, ne miktarda kullanılacağı ve ne biçimde olması gerektiği, o ilacın içeriğine ve hastalığın durumuna bağlı olarak değişir. Büyüklüğüne, şekline, biçimine, tadına, rengine vb bakılarak değerlendirilemez.

İlaçlar hakkında bu ve benzer yanılgılar çoktur.

1   2

© Beyinfelci Yasal Uyari   Tasarım : AEC Teknoloji